Bizimle İletişime Geç

Yolculuk Blog

AB’nin göbeğinden ‘abc’ler – Ümit Kaynar

Bu satırları zorlanarak yazdığımızı belirtelim. Sömürücü egemen sınıflar ve temsilcileri, halka karşı oyunları olduğunda gizlemek için gündemi saptırarak yapmak istediklerini engelsiz olarak yaparlar. Kendine devrimci-sosyalist adını yakıştıranlar da bu asli görevlerini unutup öne sürülen suni konularda ne denli bilgi ve birikim sahibi olduklarını göstermek istercesine günlerce yazılı-sözlü-görüntülü basında çok bilmişlik yapıp ahkam keserler. Bu arada atı alan Üsküdar’ı geçer, sosyalistler de adeta iktidara yardımcı olurlar. Bu YDD’nin bizlere musallat ettiği bir “sol olmayan solculuk” türüdür. Yıllardır böyle sürüp gidiyor, tam da emperyalizmin tek kutuplu dünyalarında istedikleri “sistem içi muhalefet” olmaktan öteye geçemiyorlar.

Her konuda olduğu gibi AB ve Şangay İşbirliği Örgütü konusunda da sınıfsal-siyasal içerikleri bir kenara bırakılarak iş Merkel ve Putin’in yaşam öyküleri ve kişiliklerini tartışmaya dek vardırıldı. Devrimcilikleri “Türkiye’ye demokrasinin AB ile geleceği”, “Kürtler’in AB ile özgürlüğe kavuşacağı”, “İnsan Hakları’na AB ile erişileceği” bu nedenle AB’ye “Havet” demekle yetinilmeyip “Ama bu bir devrim” nitelemesine dek düşmüş olan anlayışların “Sol, geleneksel sınıf çelişkilerini esas almak çizgisinden çıkmalıdır”, “Gezi Olayları’nın sınıfsal bir yanı olmadığı ve dahi “Gezi olayları bir devrimdir” mantığının değişik boyutlarda devamı ve yansıması olduğu besbellidir. Sol’un pratik eylemliliği bu mantıkla yeterince hesaplaşmadığı ve bunun gereklerini ete kemiğe büründürmediğinin kanıtıdır. Herkesçe biliniyor olmasına rağmen bazı gerçekleri yinelemek zorunluluğu var:

AB emperyalist bir birliktir. ABD ve çevresi ile çelişkileri emperyalist sömürüden pay almaya dayanmaktadır. AB’nin Türkiye ve diğer geri kalmış ülkelere zaman zaman dayattığı “demokratikleşme”, kendi kamuoylarındaki göreli duyarlılıktan ve fakat esas olarak kendi emperyalist tahakkümlerine tabiyeti sağlamak için baskı aracı ve koz olmaktan öte anlam taşımaz. Yugoslavya, Afganistan, Somali, Irak, Libya, Suriye işgal ve saldırılarında gerçek özler gün ışığı gibi ortada görülmüştür. Kendi ülkelerindeki azınlıklara anadillerini yasaklayan bu ülkelerin “Kürt dostu” olmaları dikkatle gözlenmelidir. AB ülkelerindeki yabancı düşmanlığı devlet politikalarının biçimlenişidir. Almanya’da Neo-Nazi yeraltı örgütü NSU cinayetleri devletin yönetim ve korumasıyla işlenmiştir.

ABD ve eklentilerinin YDD dönemindeki bölge ve kahyalığı için devşirilip eğitilip yetiştirilerek iktidar yapılan AKP-RTE, AB ile için ancak ABD çıkarları ve iç politikada şekilsel olarak ‘’Türk’e Türk politikası yapmak’’ için çatışır. AB’ye üye bile olunmadan girilen Gümrük Birliği’nin 20 yıldır ne getirip ne götürdüğüne değindikleri hiç görüldü mü? AB üyesi olup en fazla ‘’katkı’’ alan İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan’ın ekonomilerinin neden her yıl daha fazla krize girdiğini kendileri söylüyor. Bizim hazretler bunlardan değil, bilakis bunları gizlemek için uğraşıp çabalıyorlar. Tepkileri bu nedenle ‘’yine şahlanan kır atları Tuna boylarında koşturmak ‘’ vb. insanlığın unutması gereken örneklerle dolu. Bu arada aslında kendilerinin utanması gerekirken öğretmen de olmamız nedeniyle cehalet gösterilerinin bizi fazlaca üzdüğü örnekler de sergiliyorlar. Hem de yiğitlik taslama edalarıyla. Muhterem Cumhur reisi AB’nin Türkiye ile üyelik görüşmelerini dondurma kararını ‘’ geri iade etmesi’’ kendilerinin çok bağlı olduklarını iddia ettikleri Arapça, Osmanlıca dil ve kültürüne bile aykırıdır. Bu iki dili iyi hatta herkesten iyi bilmeleri gerekirken, Türkçe hitap ve nutuklarını Arapça aksanıyla vurgulayan Reis, bu aksanı da milletin gözünü boyamak için kullanmaktadır. ‘’Geri iade etmek’’ dilbilimsel yanlışlığı yanında mantık bilmezliktir ‘’olumsuzun olumsuzlanması ‘’ – ‘’ reddin reddi ‘’ ilk önerme fikrin ‘’ yalın doğrudan hali’’ dir. AB’nin kararını ‘’geri iade’’ ederseniz aynısını kabul etmiş, onaylamış olursunuz. Salt iade etmeniz yeterlidir. Bari bu tüyü bitmemiş yetimlerin parasıyla tonlarca para verip tuttuğunuz danışman, başdanışmanlar ordusundan uygun zamanlarda dil öğrenin.

Pek heveslisi göründüğü ‘’Şangay İşbirliği Örgütü ‘’ ne ilişkin konuşmalarına gelince, buna pazar yeri lisanında ‘’müşteri kızıştırma’’ denir. Niçin ve hangi beklentiyle ŞİÖ’ye girmek istiyorsunuz? ŞİÖ’nün amacı ve AB’den farkı nedir? Bu sorular konuya dair bilgiçlik taslayan en başta ‘’solculuk’’ iddiasında olanlara da yöneliktir. Hemen belirtelim, ŞİÖ de ABD-AB bloklaşmaları gibi kendilerine göre sömürü, toprak, askeri, ekonomik, politik çıkarları gerçekleştirme amaçlıdır. Özellikle Putin’le yeniden canlandırılan Rus Çarlığını ihya etme amaçlarının lokomotif olduğu birlik. Böylesi bir birlik diğer yerleşik emperyalist blokların saldırganlık ve atılımlarını göreli olarak dizginleyebilir. Emperyalist güçlerin kendi aralarındaki çelişkilerden yararlanmak elbette yadsınmaz, dahası kaçınılmazdır. Ancak birbirlerine alternatif olarak gösterilmesi siyasi alıklık değilse işbirlikçiliktir. Tarih 1. Paylaşım Savaşı öncesinde İngiliz ve Alman yandaşlığı yanlışını göstermedi mi?

Ülkelerin iç ve dış siyasetlerinin doğruluğu bağımsızlık ve üretici sınıfların iktidarlarını esas almalarıyla belirlenir. Daha anlaşılır ifadeyle sosyalizmle olan ilişkisi ve bağlantısıyla belirlenir. Emperyalizm koşullarında sosyalizmi esas-nihai hedef almayan hiçbir ideoloji ve örgütlenme, faaliyet ve eylemlilik bağımsızlıkçı olamaz. Hiç kimse alınmasın sosyalist olmayan bağımsızlıkçı da olamaz. Bu bağlamda kapitalist-emperyalist ilişkilere dayalı ABD, NATO, AB, ŞİÖ ile tüm ilişki ve anlaşmalar nitelik olarak aynıdır. Ve derhal durdurulmalıdır. Sosyalist sol adını hak etmek istiyorsa, sosyalizmi hedefleyen Devrim Programını güncel ve dönemsel gerekliliklerini ihmal edip gözden kaçırmadan oluşturup hayata geçirmelidir. Sosyalist olmak salt anti-AKP ve anti-kapitalist olmakla sınırlı değil, bizatihi sosyalizmi toplumda yaşam biçimi haline getirme mücadelesiyle kaimdir. Sevgili yoldaşımız Komandante Fidel’in ‘’Devrim için savaşmayana sosyalist denmez ‘’ çağrısına ‘’ Devrim için tek yol Devrimci Yol!’’ dedik, diyoruz, diyeceğiz.

Essen

Yolculuk Blog