Bizimle İletişime Geç

Yolculuk Blog

Adalet Kurultayı’nın düşündürdükleri – Irmak Aydın

15 Temmuz Darbe girişimini fırsata dönüştürüp 20 Temmuz’da kendi darbesini gerçekleştirerek OHAL ilan eden AKP, sermaye için hedeflediği programı hızla hayata geçirmekte. KHK’larla ülkeyi yöneten Saray rejimi OHAL’le gidilen 16 Nisan referandumunda tüm devlet imkanlarının avantajına rağmen ancak YSK hilesiyle “resmiyet”te istediğini almış görünüyor. Tabi bu referandumun gayri meşru olduğu gerçeğini değiştirmiyor. KHK’larla bugüne kadar Saray rejimi 100 binin üzerinde kamu emekçisini işinden etti. 28 TV, 36 radyo 26 yayınevi, 8 haber ajansı, 66 gazete, 19 dergi kapatıldı. Yüzlerce gazeteci tutuklandı. Binlercesi işsiz kaldı. 5 binin üzerinde akademisyen üniversitelerden ihraç edildi. 82’nin üzerinde belediyeye kayyum atandı. Aralarında HDP eş başkanlarının da bulunduğu 12 milletvekili tutuklandı. On binlerce kişide cezaevine atıldı.

15 yıllık AKP hükümeti döneminde gerçekleşen katliamlar, haksız tutuklamalar, kumpaslar, hak gaspları suç ortağı cemaatle ittifakın bozulmasından sonra da dozunu arttırarak devam etti. Gezi ve 7 Haziran sonrası süreçte adım adım kendi hukukunu da tanımayan Bahçeli’nin “fiili durum” dediği açık faşist bir döneme geçildi.

Darbe girişimi sonrası OHAL sayesinde grevleri rahat bir şekilde yasaklayabildiklerini açıktan söyleyen, işçinin emekçinin haklarını elinden alan, kıdem tazminatını fon adı altında yok etmek için masaya yatıran Saray rejimi/AKP toplumu zapturapt altına almak için 16 Nisan referandumunda koltuk değneği MHP ile birlikte yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplayıp meclisi lağveden anayasa değişikliğini YSK hilesiyle elde etti.

Tüm toplumsal kesimlere açıktan bir savaş ilanı sayılabilecek bu değişiklikler AKP’nin baskısı altında ezilen işçisinden köylüsüne/esnafına, Alevi’sinden Kürt’üne, kadınından gencine tüm toplumsal kesimlerin tepkisini çekti. Hayır iradesinin 16 Nisan akşamı çalınmasıyla zaten birikmiş olan tepki maalesef ki “Hayır”ın en etkili figürü olarak görünen CHP’nin tavırsızlığı neticesinde sokakta beklenen karşılığı yaratamadı. Ancak tüm toplumsal kesimlerin AKP’nin icraatları sonucunda yaşamış olduğu hoşnutsuzluk HDP’den sonra CHP’nin bitirilmesi operasyonunun başlangıcı sayılan Enis Berberoğlu’nun tutuklanması neticesinde CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun attığı adım vesilesiyle başlayan adalet yürüyüşü ezilen tüm toplumsal kesimlerin kendini ifade ettiği bir platforma dönüştü. Gezi’den bu yana var olan dinamiği harekete geçiren bir ivmeye sebep oldu. Yürüyüşten halkın beklentisi ile doğaldır ki CHP’nin beklentisi arasında ve çıkaracağı sonuç arasında bir açı vardı/olacaktı.

İlgili:  Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü'nün ilk gününü tamamladı

Geçtiğimiz günlerde meydana gelen Adalet Kurultayı, CHP kurmaylarının aslına bakılacak olursa halkın beklentilerini ne derece karşılamaktan uzak olduğunu ortaya koymuştur. Ekmeleddin meselesinden bu yana sağ tabanı, merkez sağa göz kırparak sonuç alacağını zanneden ve her defasında seçim hezimetiyle karşılaşan CHP bu politikasını Adalet Kurultayında da sürdürmüştür. Nur cemaatinin yazarlarının programa davet edilmesinden içki meselesinin muhafazakar hassasiyetlerle lince dönüştürülmesine kadar ortaya çıkan tablo, rakibinin pazarına rakibinin argümanlarıyla girerek onu alt edeceğini zanneden bir bakışın ürünüdür. Tabii bu, gerçek tabanına da sırtını dönmek, onları çantada keklik görmek anlamına da gelir.

Yeni bir siyaset derken sağcılaşmayı/muhafazakarlaşmayı ve seçimi işaret eden bir ufuk aslına bakılırsa ufuksuzluktur. Ancak 16 Nisan’ın öğrettiklerine rağmen halen “bağımsız”, “tarafsız” bir seçim olabileceğine inanılıyorsa bir diyeceğimiz yok. Ancak bilinmelidir ki “tek adam diktatörlüğü” , “Hayır”ın tüm toplumsal kesimlerini, bunun içinde CHP ve Kılıçdaroğlu’nu da dillendirildiği gibi hedefe koymuştur. Tek adam rejimi gibi açık faşist diktatörlükler burjuva dahi olsa tüm muhalefeti zapturapt altına almayı birincil önceliği sayar. Bu kavgadan kaçış yoktur.

İlgili:  Adalet talebi her yerde: 1700 metre yükseklikte 'adalet' dövizi

Açık faşizmin icra edildiği dönemlerde ittifaklar genişler. Mücadele faşizm ile demokrasi mücadelesi veren halk kesimleri arasında sürer. Bir anlamda bir avuç zorba dışında kalan tüm halk kesimleri asgari bir demokrasi programı etrafında bir araya gelebilir. Ancak bu, Kürtlere sırtını dönerek, sosyalistlerden uzak durarak AKP’nin kabul ettiği sınırlar çerçevesinde muhalefete kendini adapte etme eğilimi içine girerek olabilecek bir şey değildir.

Tabii ki CHP bir burjuva partidir. Burada sözümüz CHP kurmaylığına değildir. Gidişatı görmesini umut ettiğimiz tabanınadır.

Burada asıl görev ise sol, sosyalist güçlere düşmekte idi. 16 Nisan Referandumu öncesi toplumu uyandırma ve tek adam diktatörlüğünün karşısına dikme noktasında bir fırsata çevirdiğimiz Hayır çalışması sonucunda ortaya güzel bir çalışma ve Hayır iradesi çıktı. Hayır kazandı. Ancak sol , sosyalist güçler olarak referandum sonrası süreçte bu iradeyi örgütlülüğe dönüştürecek araç ve yöntemleri yaratamadık. Hatta belki de daha acısı referandum sonrasında faşizmin azgınca saldırılarının sürdüğü koşullarda bir nevi mücadelenin tatile çıkmasına seyirci kaldık. İrade geliştirmedik.
Bugün taban inisiyatifi yaratıp istediğimiz oranda varlık sağlayamamızın nedenini, aslına bakacak olursak kendimizde aramamız gerekmektedir.

İlgili:  'Döviz'e 'levha' dedi: Adalet levha ile aranmaz, ellerindeki levhalar bile bunlardan utanır

Adalet Yürüyüşü’ndeki beklentiyi Adalet Kurultayı karşılamadığı gibi yürüyüşte dile getirilen sorunlar çapını büyüterek varlığını korumaktadır. Faşizmin iç savaş koşullarına dahi kendini hazırladığı koşullarda kurultayda dile getirilen temennilerle bu sürecin yürütülemeyeceği aşikardır. Adalet ancak halkın kendi kaderini kendi elleriyle belirlemeye ikna olduğu bir sürecin içine tüm benliğiyle girdiği koşullar sonucunda yaratılacaktır.

Ülkede neo-liberalizmin 15 yıllık harfiyen uygulayıcısı emperyalizmin özel yetkili partisi AKP karşısında HDP ve CHP’nin dışında anti emperyalist, anti faşist bir çizgi tutturabilmenin koşulu; eğitimin gericileşmesinden mağdur olan, giyimine kuşamına, yaşam tarzına müdahale edilen, inancını yaşayamayan, grevleri yasaklanan, işinden atılan, düşüncesinden ötürü içeri atılan, seçilmişleri cezaevine gönderilen, belediyelerine kayyum atanan, ötekileştirilen, doğası, kıyısı, akarsuyu, yeraltı-yerüstü zenginliği, yaşam alanı yağmalanan, köyünden göç ettirilen Alevi’sinden Sünni’sine, Kürt’ünden Türk’üne, kadınından erkeğine, gencinden yaşlısına, işçisinden köylüsüne, gazetecisinden siyasetçisine, Nuriye’den Semih’e yani tüm ezilenlere değecek bir programı dur durak bilmeden hayata geçirecek bir iradenin varlığına bağlıdır.

Bunu gerçekleştirebilecek tek güç 6. Filo’yu Dolmabahçe’de Deniz’e döken, 12 Eylül’e de , AKP’ye de direnen bu ülkenin aydınlık yüzlü insanları solculardır, sosyalistlerdir, devrimcilerdir. Onların yol göstericiliğidir.

Yine de geç kalınmış sayılmaz. Adalet Kurultayı’ndan çıkan sağcılaşma eğiliminin karşısında demokratik bir ülkeyi nasıl yaratacağımızı ortaya koyup bunu da meclislerimiz üzerinden bugünden hayata geçirerek faşizmin karşısına dikebiliriz.

Elbet bu karanlık gecenin bir şafağı da olacak.

Yayındayız

Sınıfsal Bakış

Sizin için Önerilenler

Yazarlar

Yolculuk Blog