Bizimle İletişime Geç

Manşet

Akıp giden bir bataklığın içindeyiz hepimiz ama yıldızlara bakıyor bazılarımız (*) – Soner Erdoğan

Kapitalizmin günlük hayatımıza soktuğu ve hakim kıldığı değerler, benimsettiği davranışlar üzerinden baktığımızda çevrelendiğimiz koşulları bataklık metaforu ile açıklamak hiç de abartı olarak görülmemelidir. Tümüyle kapitalizmin ihtiyaçları düzleminde manipüle edilmiş haliyle yaşandığında “insan” olanda bireycilik, bencillik, rekabet, ikiyüzlülük vb. dışında bir şey bulabilmek mümkün değildir.

Ancak bu rahatsız edici gerçeği, yani bataklığı görmek, hissetmek ise her zaman kolay olmayabilir. Çünkü bataklık öyle güpegündüz önümüzde değil, günlük hayatın kılcalları içine sızmış şekilde bulunmaktadır. Hep yapageldiğimiz, normal olarak gördüğümüzün içindedir. Aşinayızdır ona ve “aşina olan bilinmez” (Hegel) çoğunlukla. Hep içinde olduğumuz için normalleşmiştir bizim için. Akmaz, kokmaz… Bu yüzden burnumuzun onu koklayabilmesi, gözümüzün görebilmesi için gündelik hayatın eleştirel bilgisine dayalı bir kavrayışa sahip olmak gerekir.

Bir düşünelim, örneğin başkasının mutluluğunu, başarısını kendi mutsuzluğu, başarısızlığı olarak gören rekabetçi, yarışmacı bir zihniyetin içinde bulunduğu durumu bataklıkla ilişkilendirmek yanlış mıdır? İnsanı insanın kurdu yapan zehirli bir atmosfere başka ne ad verilebilir?

Kötü gün dostu bulmanın zor, iyi gün dostu bulmanın ise çok daha zor olduğu bir hayatın hüküm sürdüğü ortama mahkum edilmiş durumdayız.  Rekabet, yarışma gözleri ve yüreği öylesine kötürüm kılmıştır ki, kimse bir diğerinin iyi, başarılı olmasını istemez. Öyle olduğunda kendisini değersiz, başarısız hissetmektedir çünkü. İnsana ait olanın, anlamın ne kadar yeri olabilir ki bu koşullarda?

“Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır… Dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar.” (Barış Bıçakcı, Sinek Isırıklarının Müellifi)

İnsanlar anlamın değil başarının peşinde koşar, başarı ise paraya sahip olmakla ilişkilendirilmiştir temel olarak. Ne kadar paraya sahipsen o kadar başarılısındır. Ötesinin kıymeti harbiyesi yoktur.

Sahip olduğu şeylerden çok, başkasının sahip olmadıkları insanı mutlu etmektedir. Satın aldığı ürünler fayda ya da ihtiyaç üzerinden değil, statü sağlayıcı özelliği üzerinden anlam kazanır. Bir de ürün yanıbaşındakinin satın alamayacağı şeylere sahip olmanın hazzını sağladığı için satın alınmaktadır. Bataklık değil de nedir bu? Sevgi, aşk, dostluk, dayanışma, paylaşma vb. gibi değerlerin bu koşullarda varlık bulması bir yandan bataklığın farkına varmak diğer yandan onun etkilerine karşı direnmekten geçer.

Direnmeyi açık bir çatışmada karşı devrimci zorbalığın güçlerine karşı dişe diş mücadele içinde olmakla ilişkilendiririz. Kuşkusuz direnmenin bu biçimi çok değerlidir, önemlidir. Ancak direnişi günlük rutin içinde yaptıklarımız ya da yapmadıklarımız üzerinden tartıya vurmaktan uzak dururuz genellikle. Oysa mücadeleyi uzun soluklu ve sonuç alıcı yapan odur.  Direniş gerçek anlamda kapitalizmin kendini yeniden ürettiği yere doğru itilmeye, sürüklenmeye karşı olmakla ilişkilendirilmedir.

Bataklık içinde olabiliriz evet, ancak üstümüz başımıza kir bulaşsa da ruhumuza onun gölgesi bile düşmemelidir. Bunun yolu da yıldızlara bakmaktan ve yumruğumuzla o yıldızları tutmayı bir an bile bırakmamaktan geçer.

(*) Oscar Wilde

Yorum Yap

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Manşet