Bizimle İletişime Geç

Dünya

ANALİZ | Suriye’de neler olacak: ABD-Rojava ilişkileri

Bu yazı ilk olarak, on beş günde bir yayımlanan Yolculuk Gazetesi’nin 11 Mayıs 2017 tarihli nüshasında yayımlanmıştır

IŞİD, ABD emperyalizminin; daha Irak El Kaidesi adını taşıyorken bile bölgede nüfuz kazanmak için kullandığı elverişli bir araçtı.

“IŞİD’i ABD yarattı” doğru, ancak bu cümle sadece sosyolojik bir gerçeği, ABD işgalinin oluşturduğu şartların IŞİD’i yarattığını ifade etmiyor. ABD, IŞİD’e ne zaman ihtiyaç duysa bir şekilde eli kanlı bu fazla gelişmiş örgüte yardım etmenin yolunu buldu. Savaşçı akışını kolaylaştırdı, ‘yanlışlıkla’ IŞİD’le savaşan müttefiklerini vurdu, yine ‘yanlışlıkla’ defalarca IŞİD hatlarına cephane attı…

ABD Suriye krizinin başından itibaren bulamadığı fırsatı ilk kez buldu ve Trump yönetimi Tabka operasyonuna katılmak üzere kara birliklerini ilk kez Suriye topraklarına soktu.

Rakka operasyonunda neler oldu?

Suriye ordusunun Halep zaferinden sonra savaştaki dengeler büyük ölçüde değişti. Ülkenin önemli merkezlerini kontrol eden ordu önce Fırat Kalkanı tehdidiyle yüzleşti. Doğu Halep kırsalında hızlı ilerleyerek El Bab’ı güneyden kuşatan ordu, TSK’nin Rakka yolunu kesti.

Ordu daha sonra Şam kırsalında ve tekrar elden çıkan Palmira’da operasyonlar düzenledi. Suriye ordusu bu zaman diliminde İdlip ve Lübnan sınırına yönelmeyi düşünüyordu.

Ancak ABD’nin Rakka planı netleşince; Suriye ordusu, ABD’nin Suriye’nin doğusunu batısından koparmasını engellemek, Rakka ve Deyrrezzor’un ABD işgaline terk edilme ihtimalini ortadan kaldırmak için Rakka’ya doğru bir operasyon başlattı. Operasyonun en önemli hedefi Rakka ve Deyrezzor için bir sıçrama tahtası olma niteliği taşıyan Tabka bölgesiydi.

Ancak Suriye ordusu Tabka‘ya yaklaşırken beklenmedik bir gelişme yaşandı. Suriye Demokratik Güçleri’ne bağlı birlikler ve ABD askerleri, IŞİD’in elindeki Tabka kasabasını almak için operasyon başlattı. Harekat kapsamında ABD ve SDG birlikleri Tabka‘nın batısına helikopterle indirildi. İndirilen birlikler Suriye ordusunun Tabka yolunu kapattı ve operasyonu kente doğru genişletti.

Operasyonla beraber Suriye ordusunun Rakka ve Deyrezzor yolu kapatıldı. ABD böylece, Suriye ordusunun ülkenin doğusuyla olan bağlantısını büyük oranda kesmiş oldu. Suriye ordusunun, yüz binlerce insanın katliam tehdidi altında kuşatıldığı Deyrezzor’a ulaşmak için IŞİD’in yoğun güç yığdığı, uçsuz bucaksız Palmira çöllerinden başka bir yolu kalmadı.

Suriye ordusunun Tabka‘da önünün kesilmesinin ardından ülkenin her tarafında El Kaide bağlantılı gruplar saldırıya geçti. Şam, Lazkiye, İdlip ve Hama’da saldıran gruplar başarı elde edemedi ancak Suriye ordusunun bir noktaya odaklanmasını engellediler.

Yaşanan gelişmeler tek bir durumu işaret ediyor. ABD’nin Suriye‘ye yönelik genel planı krizin başından beri ilk kez somutlaşmış durumda: Suriye ordusunu ülkenin doğusundan uzak tutmak…

ABD-Rojava ilişkileri ne olacak?

Rakka ve Musul hayalleri suya düşen AKP, referandumdan hileyle istediği sonucu çıkarmasının ardından Rojava’ya yönelik saldırgan politikada vites yükseltti. 24 Nisan’da YPG mevzileri TSK uçakları tarafından vuruldu. Saldırıda 18 YPG’li yaşamını yitirdi. Türkiye bölgede askerleri olan ABD’ye saldırıyı sadece 52 dakika önce ve yerini kesin olarak bildirmeden haber verdi. Aynı vakitlerde ÖSO güçleri de sınırın Türkiye tarafında toplanmaya başladılar.

AKP’nin bu hamlesinden sonra ABD birlikleri Türkiye-Suriye sınırına konuşlanarak TSK’nin önünü kesti. Rusya ise Afrin bölgesine zırhlı araçlarını yolladı ve yine Afrin’de 9 sınır karakolu YPG tarafından Suriye ordusuna teslim edildi.

ABD’nin saldırılardan çok rahatsız olduğunu iddia etmesine rağmen saldırıdan en fazla yararlananın ABD olduğu aşikar. TSK, YPG’ye yüklendikçe; YPG, ABD’yle daha yakın ilişki kuruyor.

ABD’nin YPG’ye yönelik ciddi planları olduğu açık. Ancak yine açık olan bir durum daha var ki; ABD-Rojava ilişkisi, ABD-Güney Kürdistan ilişkisine benzemiyor. Bütün güçlerin bir şekilde yer aldığı, herkesin gözünü diktiği, üstelik Rusya’nın da bir ucundan tuttuğu bir coğrafyada tahakküm kurmak o kadar da kolay değil. PKK ile Türkiye/Barzani arasındaki çatışma da ABD-Rojava ilişkilerinde bir başka çelişki.

Üsler, danışmanlar, koalisyon ilişkileri… Hepsi gayrimeşrudur, tehlikelidir ve tüm bölge halklarının zararınadır. Ancak bunlar, ortada somut bir plan olmadığı sürece kalıcı ilişkiler değil. Yani ABD’nin bölgeye dair kurucu bir gelecek projesi bulunmuyor. Öyle ki Rakka’nın IŞİD’den alınmasından sonra kentin bizzat ABD tarafından Suriye ordusuna teslim edilmesi dahi ABD cephesinden dillendirilir oldu.

ABD’nin Rojava için “Suriye ordusu şimdilik bölgeden uzak dursun” dışında bir planı yok.

Bu durumun sebebi YPG’nin istememesi veya Türkiye’nin engellemesi değildir. ABD’nin Rojava üstünde, Güney Kürdistan’daki gibi bir tahakküm kuracak gücü yoktur. YPG’nin hem ABD ile hem Rusya ile ilişkilerini koruması, sınırın bir kısmını ABD’ye bırakırken bir kısmını da Suriye ordusu ve Rusya’ya bırakması bu fiili durumum bir göstergesi.

Rojava’nın kaderi çok sayıda değişkene bağlı; Kuzey Kürdistan’daki mücadele, AKP’nin işgal tehditleri, Rusya ile ABD arasındaki hegemonya mücadelesi, Şengal, Suriye savaşı… Bu çelişkiler bir nebze olsun çözülmeden Rojava’nın geleceği de belirsiz olmaya devam edecek. Özellikle Kuzey Kürdistan’daki durumun Rojava üzerinde belirleyici olacağını, PKK’nin Kuzey’de silah bırakmadan PYD’nin KDP’leşmeyeceğini söyleyebiliriz.

Şu an söylenecek tek kesin şey Rojava-Suriye ilişkilerinin asla savaş öncesine dönmeyeceği ve aralarındaki bütün ilişkiye rağmen PYD’nin Barzani gibi ABD güdümünde olmadığıdır.

Ancak şu da bir gerçek: YPG ve ABD arasındaki ilişki artık Kobane kuşatması dönemindeki gibi “askeri bir zorunluluk” olarak tarif edilemez. Ortada iki tarafın bilinçli kurduğu ve hedefleri olan bir müttefiklik ilişkisi var. Aktörlerin bolluğu ve aralarındaki çok sayıda çelişki sebebiyle sağlam temellere dayanmayan ve  bağımlılık durumunu ifade etmeyen bu ittifak yukarıda saydığımız çeşitli gelişmeler sonucu derinleşirse en büyük zararı yine Kürt halkına olacaktır.

Çatışmasızlık bölgeleri ne anlama geliyor?

Oldukça sancılı geçen Astana görüşmelerinden ilk somut adım çıktı. 2016 sonunda Astana Süreci’nin başlamasından bu yana temel hedef çatışmaların azaltılması ve El Kaide bağlantılı grupların tecrit edilmesiydi. 5 ay içinde çatışmanın durdurulması için somut bir mekanizma yaratılmak için uğraşıldı. Sonunda adına çatışmasızlık bölgeleri denilen bir formül ortaya atıldı.

Çatışmasızlık bölgeleri, Suriye‘de ordu ile çeteler arasında çatışmaların devam ettiği 4 ana bölgeyi içine alacak şekilde formüle edilmiş ve diğer alanlardan yalıtılması planlanan bölgelerden ibaret. İlk hedef, açıklanan dört bölgede, öncelikli olarak ordu ile çeteler arasındaki çatışmaları durdurmak. Hedefe ulaşıldığında bu bölgelerin temsilcileri aracılığıyla ‘siyasal uzlaşıya’ varılması hedefleniyor.

Plan doğrultusunda genel bir çerçeve hazırlanıyor. Bu bölgeler askeri uçuşlara kapatılacak, taraflar çatışmaya girmeyecek ve bölgeleri çevreleyen kontrol noktaları kurulacak. Bu kontrol noktalarında çeteler ve ordu birlikleri arasına tamponlar kurularak konuşlanacak. Bu tamponlara da garantör ülkeler (Rusya, Türkiye ve İran) veya onların belirleyeceği güçler konuşlanacak. Bu 3 ülkenin dışında bölgenin önemine ya da garantörlerin anlaşmasına göre farklı ülkelerden askerler yerleştirilebilecek.

İlan edilen dört bölgenin Suriye’yi mezhepler temelinde parçalara ayırmayacak. Tersine, plan Rus nüfuz alanı ve ABD nüfuz alanı gözetilerek oluşturulmuş durumda.

Rusya ve Suriye‘nin niyeti açık. Ülkenin farklı çatışmasızlık sahalarına ayrılması, birbirinden ayrı küçük cihatçı adacıkları, uzun süre ayakta kalabilecek bölgeler olmayacak. Rusya bu bölgeleri, çatışmaları birbirinden ayırıp, gruplar arasındaki anlaşmazlıkları da kullanarak bölgeleri teker teker çözmeyi hedefliyor. Doğu Guta’da cihatçı gruplar arasında son dönemde yaşanan gelişmeler ve Suriye ordusunun ilerlemesi bunun bir göstergesiydi.

Ancak Rusya-Suriye tarafının tek hedefi bu değil. Asıl planlanan, ABD’nin kendi nüfuz alanı olarak gördüğü Rakka-Deyrezzor hattına ulaşmak. Bunun için de Suriye‘nin geri kalanında bir seviyeye kadar sükunet gerekiyor. 5 Nisan günü, ateşkes bölgeleri planıyla aynı günde Deyrezzor operasyonun da duyurulması ve harekata Rus kara birliklerinin de katılacağının açıklanması, bu hedefin Rusya-Suriye tarafı için öncelikli olduğunu gösteriyor.

Yorumlar

Sınıfsal Bakış

Dünya