Bizimle İletişime Geç

Aktüel

Kemal İnal yeni müfredatı değerlendirdi: Bilimin gücü eğitimde kırılamaz, toplumda hele hiç

Müfredat değişikliğini ve yaratacağı etkileri keyfi şekilde görevinden uzaklaştırılan Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç Dr. Kemal İnal Kemal İnal ile konuştuk

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bu yıl ilk ve ortaöğretimde müfredatta önemli değişikliklere gitti. Yeni müfredata ilişkin dikkati çeken ilk şey Biyoloji derslerinin saatlerinin azaltılarak din derslerinin saatlerinin arttırılması oldu. Bu da evrim konusunun kaldırılıp yerine “peygamberin hayatı” ve “cihat” gibi konuların okutulmasının önünü açtı. Bunun yanı sıra, kız çocuklarının sosyal anlamda toplumda yaşayışlarını hedef alacak şekilde laiklik müfredattan çıkarıldı; Atatürkçülük de ya tamamen çıkarıldı ya da işlenişi azaltıldı.

Yeni müfredat, toplumsal etkileri ve Türkiye’de eğitim sistemini Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Kemal İnal ile konuştuk. İnal, keyfi şekilde Gazi Üniversitesi’ndeki görevinden uzaklaştırılmıştı.

İşte sorularımız ve İnal’ın yanıtları:

Yolculuk: Müfredatın sık sık değiştirildiği AKP iktidarı döneminde, sistemli ve tutarlı bir eğitim müfredatı yapılamamasının – bu kadar sık, köklü sayılabilecek değişikliklere gidilmesinin – temel nedeni nedir? 

Kemal İnal: Öncelikle, bu tür konuları Propaganda Yayınevinden e-kitap olarak yeni çıkan kitabım “Çocuk Hakları ve Siyaset”te bir parça tartıştığımı ifade etmeliyim. Bu kitabın bir özelliği de, Propaganda Yayınevinin KHK ile ihraç edilmiş akademisyenlerle bir dayanışma programı çerçevesinde yayınlanmış olması. Bu program çerçevesinde Propaganda Yayınevi, yayınladığı kitapların tüm gelirini yazara bırakıyor.

Müfredat, eğitim sisteminin anayasasıdır. Bu anayasa, eğitim gibi bir konunun aslında son tahlilde politik olduğunu gösterir. Her devlet kendi insan yetiştirme modelini bu anayasada tanımlar. Genelde bir anayasa olarak müfredat, bir siyasal mühendislik projesidir. Orada insan yetiştirme düzeninin bütün kural, değer ve pratiklerini bulursunuz. Pratik, ders kitapları aracılığıyla öğretmen üzerinden gerçekleşir. Öğretmen, devletin derslik içindeki ileri karakoludur. Öğrenci, devleti ilk olarak öğretmen üzerinden tanır ve bir daha da hiç unutmaz. Öğrenci çocukluktan gençlik ve yetişkinliğe bu öğretmen üzerinden müfredat ile geçer. Fakat bu geçişin (adına genelde bilgilenme, kültürlenme veya sosyalleşme denilir) sağlıklı olabilmesi için müfredatın asgari “çağdaş” koşulları taşıması gerekir. Bu koşulların başında da müfredatta tanımlanan insan modelinin toplumun talep ve ihtiyaçlarına denk düşmesidir. Ama çoğu zaman böyle olmaz zira Türkiye gibi ülkelerde toplum pek çok çizgi (sınıf, etnik kimlik, dinsel inanç, kültürel arkaplan, bölge, değer vb.) boyunca bölündüğü için müfredat bu bölünmeyi kendi içinde taşır. Ve belli çizgileri öne çıkarırken, diğerlerini ya arka plana atar ya da dışlar. Müfredat, içerdiklerinden ziyade dışladıklarıyla öne çıkar çoğu zaman. Müfredatlarda sesini bulamayanlar daha çok bağırır. Örneğin, kapitalist bir ülkenin ders kitaplarında ezilenlerden (işçi, köylü, etnik kimlikler, kadın cinsiyeti vb.) ya çok az bahsedilir ya da çarpık biçimde söz edilir. Mesela işçi, ülkesi için ürettikleriyle öne çıkarken onun sendikasından, sendikal haklarında bahsedilmez; bir Kürt kardeşimizin kültürü de müfredat içinde yer almaz; bir ateistin neden öyle olduğu üzerine kafa yorulmaz, bu uğurda bilgi verilmez; Evrim Teorisi ya yer almaz ya da eleştirilerek yer alır. Kısacası, siyasal bir belge olarak müfredatlar üzerinde, tıpkı anayasa gibi bir uzlaşma yoksa o müfredat belli bir grubun kimliğini temsil eder sadece. Tekelcidir bu anlamda. Endoktrinedir.

Bu çerçevede, AKP döneminde sık sık yapılan müfredat değişikliğinin ardında yatan asıl saik, AKP’nin yaptığı müfredatları muhalif kesimi dışlayarak yapması (temsilde eşitsizlik), toplumun % 50’sinin görüşlerini temsil etmemesine yöneltilen yoğun eleştirilerin yanı sıra müfredatların öngördüğü insan yetiştirme düzeninin (kabaca “kindar-dindar nesil”) çağımızın gerçekliğine uymamasıdır. Örneğin, Türkiye’de milyonlarca “gayrimüslim”, Alevi, Kürt, ateist, sosyalist, komünist vb yaşamaktadır. Ama bu kesimlerin değerleri, bilgileri, kimliklerine dair müfredatlarda doyurucu pasajlar bulmak neredeye imkânsız. Faraza, Aleviler defalarca AİHM’in kapısını aşındırarak müfredat ve ders kitaplarında inanç ve kültürlerinin temsil edilmesini sağladılar ama o da yeterli değil, zira Sünni gözüyle Alevilik yazılamaz; Türk bakış açısıyla Kürt kimliği de yazılamaz. Dindar biri ateist bir görüşü ne anlayabilir ne de yazabilir. Oysa demokratik bir anayasada nasıl temsilde denge, hakkaniyet ve uzlaşma arıyorsak, müfredat ve ders kitaplarında da aynısını aramak durumundayız. Ders kitabında her şey yer almalı mı? Elbette bu mümkün değil ama en azından farklı olan pek çok konuyu ortak bir payda altında ele almak mümkün. Öte yandan, Türkiye hızla bireycileşen bir toplum; rekabet birey (öğrenci) düzeyine inmiş durumda ama AKP müfredatlarda bu bireycileşme ile cemaatleşmeyi aynı potada eritmek istiyor. Bu da mümkün olmuyor. Bir taraftan her koyun kendi bacağından asılır misali öğrenciler giriş sınavları için birbirleriyle rekabet etmeye zorlanıyor (çünkü okulların kontenjanı sınırlı ve “seçme” adı altında bir “eleme” yapılması lazım), öte yandan bu çocuklar toplumsal düzen adına dayanışma, birliktelik ve iyiliğe çağrılıyor. Bu son derece çelişkili bir durum. Yanındaki öğrenciyi rakip olarak gören bir öğrenci kimseyle dayanışmaya girmez, ne okulda ne de hayatta; bu özelliğini daha sonra iş piyasasına, aile ve toplumsal ilişkilerine taşır.

İlgili:  Silivri Cezaevi'nde mahpusların kıyafetleri işkenceyle toplatılıyor

Sık sık yapılan değişiklikler 4+4+4 sürecinin neresinde, bu proje ilk ortaya atıldığında neleri hedeflediği iddia ediliyordu, bugüne kadar nasıl sonuçlar verdi? 

Kemal İnal: 4+4+4 sistemi eğitimin kalitesini yükseltmek adına yapıldı. Bu sistemle öğrenci daha iyi yetişecekti ama öyle olmadı. Aslında sistemin amacı, eğitim basamaklarını/kademelerini kesintili hale getirip, kız çocuğunu ilkokuldan sonra okutmak istemeyen dindar ailelere bir seçenek sunmaktı. Fakat burada asıl sorun, ilkokula başlama yaşının düşürülmesi idi. Bu neredeyse 5.5, sonra 6 yaşına indirildi ki, Türkiye’de okul öncesi eğitim (erken çocukluk eğitimi) yaygın olmadığı için ilk sene sadece oyun ile geçti. Bizde genelde aileler çocukları karşısında son derece bilgisizdir. “Çocuk bakmak” ile “çocuğu eğitmek” arasındaki farkı bilmezler. Çocuğu için para harcamayı eğitmek sanırlar. Okula gelen çocuklar genelde özgüven eksikliği ve berbat bir şımarıklık içinde olduklarından dolayı okulun formal yapısına uyarlanmakta çok zorluk çekerler. Üst ve orta sınıflar bunu ayrıcalıklı ailesel çevre, özel ders, zengin kültürel sermaye ile çözerler; çocuk formal okula geldiğinde okulun kodlarını hemen tanıyıp adapte olabilir ama yoksul çocuk daha dil ve soyut düşünme faslında başarısız olur.

AKP, standart bir ulusal sistemi (4+4+4) herkese eşit biçimde uygulayarak eğitimde kaliteyi artıracağını ileri sürdü ama müfredatı standartlaştırırken okulla arasında ayrımcılık yaptı; işte bu sistemde İmam-Hatip Okulları üniversiteye giriş sınavlarında sadece % 20 başarı göstererek en başarısız iki okul tipinden biri oldu (diğeri meslek liseleri). Bu sistem kesintili bir sistem ve ilk 4’den sonra sistem dışına çıkıp safi dini pedagoji alabiliyorsunuz. Bu geniş çapta etkili oldu. O yüzden eski 12 yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitim daha rasyoneldi. Tabii, 4+4+4 sistemi ile İmam-Hatip ortaokullarının açılması öngörüldü. Pek çok okulu imam-hatip yaptılar ama ne başarı geldi ne de kalite. Biçimle oynamak maalesef ardından içerikte başarıyı getirmiyor.

Özellikle evrim konusundaki tırpan yeni müfredatta öne çıkıyor. İktidarın çeşitli makamlardan doğrudan evrimi hedef alması, müfredattan çıkarmasının eğitimin tamamı üzerinde nasıl bir etki bırakacağını öngörüyorsunuz? 

Kemal İnal: Evrim artık bir teori değil yasadır. Evrim yasasından bahsediyoruz. Yasa olduğu için biyoloji, genetik gibi bilimler, mutasyon gibi süreçler var. Evrim yasası üzerinden pek çok biyolojik, tıbbi buluş gerçekleştirildi. Bilimsel bir müfredat Evrim Yasasına yer vermek zorunda. Teori, doğrulanmamış varsayımdır veya iddiadır. Evrim yerine sadece Yaratılış Dogması’na yer vermek akıldışıdır. Dogma, inancı kapsar; Evrim ise düşünme, sorgulama ve eleştiriyi. İlki kapalı, ikincisi açık sistemlerdir.

Bilimsel bir okulda kanıtlayamadığınız şeyleri de elbette okutabilirsiniz ama bir değer olarak, bilim olarak değil. Sorgulamaya ve eleştiriye açık olmayan bir konudan fayda gelmez. Evrim, evet, pragmatik bir şeydir; uygulamaya açıktır ama bu pragmatizmin ilkeleri vardır. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı, “evrime inanmıyorum ama onu tornavida gibi kullanıyorum” dedi. Tornavidanın bile ardında bilimsel bir bakış ve süreç vardır. Tornavidayı besmeleyle kullanmaya başlayabilirsiniz ama tornavidaya hükmeden, ilahi bir şey değil, doğanın yasasıdır. Tornavidanın bir yapısı, malzemesi ve kullanım şekli vardır. Bunlar bilimi ilgilendirir. Kaldı ki, Evrim’in ardından müthiş bir kültür vardır; bilimsel kültür. Ondan kaçamazsınız; istediğiniz kadar ilahi güçlere secde edin, eninde-sonunda Evrim yasasına göre ya ayakta kalacaksınız ya da silinip gideceksiniz.

Peki, AKP, Evrim’i neden müfredatlardan çıkardı? Cumhuriyetle hesaplaşmak için, pozitivist bilime kafa tutmak için, “insanın maymundan gelmediğini” kafalara sokmak için… Hayır, bunlardan dolayı değil; AKP için Batı kültürünü yansıtıyor Evrim; Batı kültürünün hemen her şeyinden nefret ediyorlar; teknolojisinden bile ama bunları Cihad yolunda kullanmak farz olduğu için kullanıyorlar. Yeni bir kültür (neo-Osmanlı) yaratmaya çalışıyorlar. Tümüyle cemaat değerleri üzerine dayalı bir kültür; Batı kültürü birey üzerine kuruludur. Batı kültüründe birey, hayatta kalabilmek ve çevreye (doğaya) uyarlanabilmek için çeşitli beka stratejileri üretir (Mars’ta koloni kurma arayışı, bunun en uç ifadesidir); İslam dünyası ise, gökyüzünün ötesine gidilmesine karşı çünkü oralar ilahi gücün alanına giriyor; o yüzden İslam ülkeleri uzay araştırmalarına pek para yatırmaz. Evrim, tikel/tekil bir unsurun (birey gibi) kendi çabasına, aklına, çevreye uyarlanma gücüne vurgu yapar; oysa dindarlar, zorluk anlarında ellerini açıp göğe bakarak ilahi güçten medet umarlar. Evrim Yasası der ki, güç sendedir; ne ararsan kendinde ara (Yunus bu anlamda materyalist biri idi). İşte AKP ve İslamcı siyasetler, bireyin gücünün aslında aklın kullanımını gerektirdiği için bireye değil, cemaat ve ümmet değerlerine vurgu yapar. Akılcı birey, Aydınlanmanın ürünüdür; cemaat/ümmet ise Ortaçağlarda kalan bir kültürdür. AKP, hala bu coğrafyada bir cemaat/ümmet (İslam Ümmeti) üretebileceğini sanıyor. Bu skolastik anlayışın gideceği bir yer yok. Evrim konusunun müfredatlardan çıkarılmasının hiçbir önemi yok. Zira işte biyoloji, genetik, mutasyon hala derslerde okutuluyor.

İlgili:  AKP'nin 'sivil toplum'u: ÇYDD'ye vergi borcu, TÜRGEV'e peşkeş

Bir müslüman, sağlıkla ilgili bir sıkıntı yaşadığında artık üfürükçüye değil, hekime gidiyor. Bu anlamda din pek çok kereler bilim karşısında zayıfladı. Ama insanlar bir şeylere inanmak istiyorlarsa, bunu da yasaklamanın bir anlamı yok. Burada mesele, din ile bilimin birbirinin rakibi olmadığını göstermek. Din, bir inanç, dogmatizm konusudur. İnanın anlam arayışına yanıt verir. Gündelik hayatta ibadet işe yarar. İnsanı iyi hissettirebilir. Ama bilim, bütün hayatımızı üzerine kurduğumuz bir güçtür. Bilim olmasaydı uçağa binemezdik, ameliyat yapamazdık, bir şeyi sistemli biçimde öğrenemezdik… İnsanlaşamazdık. Asıl mesele, doğrulanmadır. Bir teori sonuçları itibariyle ya doğrulanır ya da yanlışlanır. Din ise doğrulamaya kapalıdır. O yüzden inanç konusudur. Derslerde evrimi okumayan bir öğrenci başka pek çok mecrada (sosyal medya, arkadaş çevresi, kitaplar, internet, vb.) evrim ile karşılaşacaktır. Bilim ve evrim kaçınılmaz gerçekliklerdir.

Sürekli değişen müfredatta, belki de ilk kez bu kadar radikal bir şekilde Evrim, Atatürkçülük ve laiklik konuları hedef alındı. Ek olarak, 15 Temmuz konusu öne çıkarıldı. Sistemin bu haliyle sürdürülmesi ne kadar mümkün? Uygulanabilirliği konusunda neler düşünüyorsunuz?

Kemal İnal: AKP, çok ciddi biçimde eski resmi ideoloji olan Kemalizm ile hesaplaşıyor. Tam olarak kazanamadı. Yeni Türkiye iddialarına rağmen. Mustafa Kemal Atatürk hala kurucu lider, ülkenin en büyük kahramanı ve onun görüşlerinin peşinden giden milyonlarca insan var. AKP, İslam’ı ülkede devletin resmi ideolojisi yapmaya çalışıyor ama buna gücü yetmiyor zira bu yolda ne Batı desteği var arkasında ne de burjuvazi bu konuda destek veriyor. Ordu hala biçimsel de olsa Atatürkçü. Atatürk’ün ruhu hemen her yerde; simgeleri, resimleri, heykelleri, kabiri hala etkili. AKP alternatif veya paralel uygulamalarla bunu kırmaya çalışıyor. And o yüzden kaldırıldı, 30 Ağustos gibi bayramlar artık geçiştiriliyor; Atatürkçülük konusu müfredat ve ders kitaplarında iyice azaltıldı. CHP ve Atatürkçüler bu konuda feryat-figan ediyorlar. Büyük bir mücadele var. AKP’nin kazanması mümkün değil. Zira Kemalizm veya Atatürkçülüğün çok büyük bir orta sınıf, bilim ve yetişmiş insan gücü desteğinin yanı sıra mali sermayesi var.

Türkiye’nin uluslar arası bilim, sanat, kültür, eğitim vb ilişkileri bu orta ve üst sınıf kadrolar üzerinden kuruluyor. Hala kültürel sermaye Kemalistlerin elinde. Zaten AKP’nin en başarısız olduğu alanların başında eğitim ve kültür geliyor. İmam-Hatipler onca devlet gözetimine, mali desteğe ve korunup-kollanmasına rağmen Fen liselerini geçemiyor. Fen liselerinde hala laik gençler aktif. Ülkenin en seçkin üniversitelerinde laik ve bilimsel çevrelerin gençleri okuyor. 27 Mayıs darbesi de ders kitaplarına bir ünite olarak eklenmişti, 12 Eylül de ama bugün ikisi de ders kitaplarında yok. 15 Temmuz ders kitaplarında konjonktürel olarak yer alacak, hükümet değişince çıkarılacak.

Çok büyük bir ihtimalle önümüzdeki seçimlerde CHP-Akşener Partisi iktidara gelecek, HDP ve Saadet gibi partiler de destek verecek. O zaman yine biz yeni bir müfredat ve ders kitabı yazma telaşı içine gireceğiz. Eğer mantık değişmez ise, yine aynı sorunları yaşayacağız. Mustafa Kemal elbette ders kitaplarında yer almalı, emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı ayrıntılı biçimde anlatılmalı ama bunlar olunca iyi bir müfredat ve ders kitabı olmayacak otomatikman. Çağımız başka bir tarafa gidiyor, biz başka bir tarafa. Evrim Kuramını müfredat ve ders kitaplarına koyunca hemen eğitimde nitelik artmayacak. Ortak Akıl diye bir şey var lakin bu ülkede maalesef pazarda akıllar satılığa çıkarılır ama herkes yine kendi aklını satın alıp evine döner. Bu ülkede kimse kimseyi beğenmez. O yüzden ortak iş yapmak çok zor.

Yakın gelecekte özellikle Evrim, Atatürkçülük ve laiklik konularında daha kapsamlı değişiklikler yaşanmasını öngörüyor musunuz? 

İlgili:  Avukatlar, 1 Mayıs için Hukuki Destek ve Dayanışma Hattı kurdu

Kemal İnal: AKP, gerilim ve kutuplaşmadan beslenen bir parti ama onun da sonuna gelindi. Çünkü 8 TL taban fiyatı biçtiğiniz milyonlarca fındık üreticisini pek de fazla demagoji ve propaganda ile kandıramazsınız. Kürt oyları artık HDP’nin tekelinde. Türk milliyetçileri AKP’ye sırtını dönmüş vaziyette. Akşener bu kesimi konsolide edecektir. CHP sokağa çıkarak militan bir politika izlemek istiyor ama genlerinde bu pek fazla yok. Ama tabanı çok aktif hale gelmeye başladı. Uluslar arası konjonktür AKP’nin aleyhine çalışıyor. Dış politika iflas etti. Milli Varlık Fonu beklenen kredileri çekecek derecede bir güven yaratamadı. AB ve Almanya ile durum ortada. Maddi-nesnel zeminde yenilen AKP bundan sonra simgesel çıkışlar yaparak önümüzdeki seçimler için oylarını artırmaya çalışacaktır. Suriye veya Irak’a girip savaşmak da olabilir, CHP’yi kapatmak veya milletvekillerini hapsetmek de. Belki laikliği iyice dinamitleyecek girişimler de olabilir ama bu ülkenin % 99’u müslüman denilen toplumu laik sistemden vazgeçmez.

Orta sınıflar bu konuda yaşam tarzından ödün verme yanlısı değil. TÜSİAD, örneğin OHAL’e karşı. Biçimsel de olsa burjuva parlamenter sistemin işletilmesinden yana. Bu koşullarda AKP’nin Evrim, Laiklik ve Atatürkçülük konularını daha gerecek şeyler yapması çok zor; çünkü kendi tabanındaki laik, merkez sağ oylar da buna karşı çıkıyor. Akşener bu kesimleri AKP’den koparmaya oynuyor. AKP’nin bölünmesi de olası.

Mevcut sistemin bilimsel eğitimin yanı sıra, çocuk ve  gençlerin sosyal yaşantısı üzerinde ne gibi etkileri olacağından söz edebiliriz?  

Kemal İnal: Ben muhafazakâr aileler dışında mevcut eğitim değişikliklerinin çocuklar-öğrenciler üzerindeki etkisinin kısmi olacağını tahmin ediyorum. Çünkü artık muhafazakâr aileler bile çocuklarının iyi (nitelikli) bir eğitim almasını istiyorlar. Bu uğurda çok para harcıyorlar. Eğitimin neoliberalleştirilmesinin bir ayağı da bu; kamusal eğitim masraflarını velilerin sırtına yıkmak. Müfredatlardan evrim kaldırılsa bile çocuklarımız derslerde fen, biyoloji, kimya, fizik gibi bilimleri öğrenmeye devam edecekler. Bilimin gücü eğitimde kırılamaz, toplumda hele hiç. Yeni kuşaklar sosyal medya ve internet ile dış dünyaya açıklar, Avrupa’da olanın burada da olmasını istiyorlar; gücü yeten oraya okumaya ve yaşamaya gidiyor. Bu çocuklara İran’daki gibi Mollarşi, Arabistan’daki gibi Vahhabilik pompalayamazsınız; türbanlı genç kızlar bile sigara içip sevgilisiyle gezmek istiyor. Bu kültürü değiştirmek çok zor. Erdoğan beş çocuk yapın diyor ama bu talebe muhafazakâr aileler bile uymuyor. Çünkü rasyonel değil.

Ortalama bir öğrenci, ezberlediği duanın mezun olduğunda hiçbir işine yaramayacağının farkında; o yüzden bilim ve meslek öğrenmek için daha fazla çaba sarf ediyor. Ortaçağlarda değil, 21. yüzyılda yaşıyoruz. Ama AKP ve tarikatlar, eğitimin dinselleştirilmesi için daha çok çaba göstereceklerdir. Sadece okullarda değil; aynı zamanda medyada, Halk Eğitim Merkezlerinde, yerel yönetimlerde de. Ama bu toplumun ihtiyacı daha fazla din değil; İslam ülkeleri perişan vaziyette; hiç bir genç okulunu bitirince Sudan, İran veya Malezya’ya gitmek istemiyor; çünkü bu İslam ülkeleri demokratik değil, bilim, kültür ve sanata kapalılar.

Yeni müfredat incelendiğinde sizin açınızdan başat sorun teşkil eden ve dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir? 

Kemal İnal: Yeni müfredatlarda pek çok sıkıntılı nokta var. Benim açımdan en sıkıntılı nokta, yerel-milli değerlerin temel alınması ve fakat evrensel değerlerin tali olarak görülmesi. Yani örneğin, bir dua öğrenmek, eşitlik veya laiklik değerinden daha önemli görülüyor. Değerler Eğitimi, tüm derslere temel yapılmış; bu temel eskiden Atatürkçülük idi. Değerlerden kast edilen de evrensel değil, İslami değerler. Ahlak, tümüyle dine indirgenmiş oysa ahlak, dinden daha güçlü ve önce gelişen normatif bir sistemdir. Din ne için (iman) yaşayacağımızı söylerken, ahlak (daha güzel nasıl yaşarız?) ise daha seküler bir hak üzerinde giderek hayatı iyi, güzel, adil kılmanın yollarını arar.

Bir de, Ziya Gökalp’den bu yana gelen bir görüş var: Batının teknolojisini alalım ama kültür bizde var. Teknoloji yapay bir şey olarak görülüyor (safi makine vb.) oysa kültür yerli, milli olmak bakımından özcü ve doğal. Hatta üstün. Küreselleşmiş kapitalist ilişkilerin ta dibine kadar girmiş bir Türkiye’de, ithal edilen her teknolojinin beraberinde kültürünü de getirdiği hala anlaşılamıyor. Bundan kaçış yok. Örneğin, Batının icat ettiği cep telefonları artık bir yaşam tarzına dönüşmüş durumda. Mesele, cep telefonu alıp ona burada milli-manevi-yerel bir kültür üflemek değil; bilakis, o telefonları daha adil, eşitlikçi ve güzel bir dünya kurmak için kullanmaktır.

Yayındayız

Sınıfsal Bakış

Sizin için Önerilenler

Yazarlar

Aktüel