Bizimle İletişime Geç

Yolculuk Blog

Bir insan ömrünü neye vermeli? – Soner Erdoğan

İnsanın en paha biçilmez varlığı hayatıdır. Hayat bir kez verilir insana ve bu hayatı öyle yaşamalı ki, hiçbir amacı, anlamı olmadan yaşanan yıllar için insan utanç duymasın, miskin, pis pis heveslerle geçen günler için insanın yüzü kızarmasın ve hiç değilse ölürken kendi kendine diyebilsin ki; ‘Ben ömrümü, bütün gücümü dünyada en mükemmel şeye, insanlığın özgürlüğe kavuşması için mücadeleye adayarak yaşadım.’ ” (Ostrovski, Çelik Böyle Sertleşti)

Nuriye ve Semih önceki akşam tutuklandı. Diktatörlük koşullarında özgürlük için mücadele etmenin adreslerinden birine gönderildiler açlıklarının 75. gününde. Devlet denen mevhumun nasıl bir örgütlü zorbalık mekanizması olduğunu iliklerimize kadar hissettik yeniden ve derinden. Zorbalık karşısında elden fazla bir şey gelmemesinin öfkesi kemirdi içimizi. Yüreğimiz ağladı.

Ancak o kadar. Biliyoruz ki bu örgütlü zorbalığın icra ettiği kötülüklerden muradı, yılgınlığın bir sürüngen gibi yavaş yavaş ilerleyip yüreklere, beyinlere sinmesi. Bir şey yapılamaz hissiyatının akıllara ve ruhlara yerleşmesi. AKP’li insan hakları komisyonu üyesi Sait Yüce’nin Nuriye ve Semih’e önerdiğinin aksine, yani “kadere teslim olmayan ve tevekkül etmeyenler” için devletin politikası bu. Şiddet, baskı, zorbalığın her türlüsü.

İki açlık grevi direnişçisini tutuklama talebiyle mahkemeye gönderen savcı da bu bahiste devlet aklının dayandığı egemen korkuyu açık ve basit biçimde ifade etmişti: “Tekel ve Gezi direnişi yaratma çabası”

Evet korkuyorlar. Bu kadar haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik ve zorbalığın kupkuru hale getirdiği büyük bir ormanda yangın bir kıvılcıma bakar çünkü. Güpegündüz zalimliğe karşı zafer kazanacak iradelerin o kıvılcım olabileceğinden korkuyorlar haklı olarak. Tarihsel tecrübelerinden biliyorlar bunu.

Bizim tarihsel tecrübemiz de yenilgiler ve yengileri içinde barındıran sınıflar mücadelesinin bir kıvılcımla ateş alacak büyük bir yangınla zafere ulaşamayacağını öğretti bize. Zafere giden yolun halk içinde kök salmaktan, onu örgütlü kılmaktan geçtiğini biliyoruz. Mücadele azmini bir saniye bile kaybetmemenin ve cesaretle öne doğru atılmanın bu sürecin olmazsa olmazları olduğunu da.

Nuriye Gülmen’in “bütün cephanenizi de yığsanız ezilmeyi reddetmiş bir insanın karşısına koyacak bir şey bulamazsınız” sözü kulaklara küpe, “örgütlü bir halkı hiçbir güç yenemez” sözü ise bilincimize yerleşmeli. O zaman zafer kaçınılmazdır.

Yorumlar

Sınıfsal Bakış

Yolculuk Blog