Bizimle İletişime Geç

Yolculuk Blog

Bursa Hapishanesi’nden bir 19 Aralık tanıklığı: F Tipi hücre saldırısı devrimcileri teslim almak içindi ama başaramadılar

19-22 Aralık Katliamı ve Direnişi’nin 16. Yıldönümündeyiz. Tarihin gördüğü en vahşi saldırılardan biri olan, devletin suçunu baştan örtmek için ikiyüzlüce“hayata dönüş” olarak isimlendirdiği bu operasyon 20 hapishanede birden başlatıldı. 28 devrimci tutsak yakılarak, kurşunlanarak katledildi. Yüzlercesi kurşunla, gaz bombasıyla ve değişik saldırı aletleriyle yaralandı. 19-22 Aralık Katliamı ve Direnişi süresince ve öncesinde başlayıp yıllarca süren ölüm oruçlarında toplam 122 direnişçi devrimciler şahsında tüm toplumu teslim almaya dönük bu saldırganlığa karşı mücadelede ölümsüzleşti.

Bu süreci Bursa Hapishanesi’nde ölüm orucu savaşçısı olarak yaşayan MKP/HKO dava tutsağı bir siper yoldaşımızla konuştuk.

19-22 Aralık katliamı/direnişi sizce hangi ihtiyacın ürünüydü?

Öncelikle 19-22 Aralık Devrimci Kahramanlık Haftasında Ali İhsan Özkan yoldaşımın şahsında ölümsüzleşen tüm siper yoldaşlarımızın anıları önünde saygıyla eğilerek söze başlamak istiyorum.

19-22 Aralık öncesi önemli bir süreç içerisinden geçiyorduk. 96 yılıyla başlayıp, Öcalan’ın teslimiyetiyle doruğa çıkan ve de devamında kapsamlı ve çok yönlü olarak devam ettirilerek sürdürülen tasfiyeci hareketin önemli ayaklarınan birini oluşturmaktaydı, bu süreçte F tipi saldırısı. Hiç kuşkusuz ki, genel saldırıyla eşgüdümlü yürütülen F tipi hücre saldırısının esasta amacı, devrimci-komünist tutsakları teslim almak ve yalnızlaştırmak iken, genel saldırının hedefi ve amacı, başta kır merkezli gerilla savaşı yürüten hareketlerin yok edilmesi amacıyla, bütünlüklü olarak silahlı-radikal devrimci örgütlerin tasfiye edilmesiyle birlikte toplumun sindirilmesini hedeflemekteydi.

F Tipi hücre saldırısı; devrimci komünist tutsakların özgülünde tüm emekçi hakları teslim alma saldırısıdır. Dolayısıyla bu özelde F Tipi hücre saldırısının, genel planda ise tasfiyeci süreci boşa çıkarıp tersine çevirmek için, Devrimci, Komünist tutsaklar belirlenen doğru politik-taktik görevlerimizi iyi kavrayıp, direniş ve zafer kişiliğini içeri cephesinde konuşturmakla mümkün olacaktır. Peki, neden direniş ve zafer kişiliği? Çünkü bunun karşıtı, teslimiyet ve ihanettir. Direniş bizleri nasıl zafere götürüyorsa, teslimiyet de ihanete götürür. F Tipi hücre saldırısıyla amaçlanan da, teslimiyetle ihanete uzanan yolu açmaktır. Yani dayatılan teslimiyettir. Direniş ve zafer kişiliği dayanağının iki temel ayağı üzerinde durmak gerekir. Bu, iki temel ilkedir ve bizler için vazgeçilmez niteliktedir. Bunlardan birine karşı güvensizliğe düşüldüğünde korku boy vermeye başlar. Bu konuda Gonzalo yoldaşın konuşmasını hatırlayalım: “Bir materyalist olarak yaşamın bir gün sona ereceğini biliyorum. Bence en önemli olan şey iyimser olmaktır. Hayatımı hasrettiğim için başkaları tarafından nihai amacımız komünizme varana dek devam ettirileceğine inanmaktır. Çünkü bende olabilecek korku, bu görevin devam ettirilemeyeceği korkusu olabilir; ama kişi kitlelere güveniyorsa bu korku ortadan kalkar. Görüşümce en büyük korku kitlelere güvenmemektir, insanın kendisinin vaz geçilmez olduğuna inanmasıdır. Bence korkunun en kötüsü budur. Ve eğer insan, parti tarafından proleter ideoloji ile Maoizm ile şekillendirilmişse, tarihi yapanın kitleler olduğunu, devrimi yapanın parti olduğunu, tarihin ilerleyişinin kesin olduğunu, devrimin esas akım olduğunu anlayacaktır…”

Bu anlamda Devrimci, Komunist Tutsaklar bu iki temel prensipten hiçbir koşulda ikirciliğe düşülmemeliydi. Yani halka, yoldaşlarına, siper yoldaşlarına. Maoist bilinçle bu iki temel ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak süreci karşılamamızda zaferin güvencesidir. Söz konusu güven ilişkisi, su ile balık arasındaki ilişki kadar net ve keskindir. Bunlardan birine karşı güvensizliğe düşüldü mü, ciddi bir ideolojik savruluşun yaşanması kaçınılmazdır.

F Tipi hücre saldırısının ideolojik yöneliminin temel politikasının amacı, halkı, devrimci, komünist örgütleri sindirme ve denetim altına aldırmaktır. Buradan da devrimci örgütlere ve halka karşı güvensizlik yaratmaktır. İşte bundandır ki Faşist Diktatörlük hücre saldırısıyla devrimci değerleri, umutları, idealleri ve direniş odaklarını yok etmek istiyor. Kitlelerin safında korku, güvensizlik ve karamsarlık yaratılarak, teslimiyetçi, yılgın bir ruh halini hakim kılmak istiyor. Bütün bunları hem devrimci örgütler üzerinde, hem de halkımız üzerinde gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu nedenledir ki, hücre uygulaması bir sistemdir. Ve bu sistemin hedefi ve yaratacağı sonuçlar içerisi-dışarısı için de aynıdır. Özünde halkın geleceğinin hücreleştirilmesidir.

Devrimci-komünist tutsaklara yönelik hücre saldırısını daha iyi kavrayabilmek için, bugün ile dün arasındaki tarihsel ilişkiyi, diyalektik bir tarzda doğru ele alabilmek gerekir. Zira, bugün uygulanmak istenenler, dün uygulananlardan bağımsız ve kopuk değildir. Meseleyi doğru bir tarih bilinciyle ele aldığımızda halka ve yoldaşlara karşı neden güvensizliğe düşülmemesi gerektiğini; güvensizliğe düşüldüğünde yaşanan olumsuzluklar anlaşılır olacaktır.

Bulunduğunuz hapishanede süreç nasıl gelişti?

Saldırıdan gece 03.30’da bir siper yoldaşımız tarafından “insanlık onuru işkenceyi yenecek”, “devrimci tutsaklar teslim alınamaz” sloganıyla…. Hepimiz hazırlandık ve barikatlarımızın arkasına geçtik. Tutsaklara karşı yapılacağını bildiğimiz bu operasyona dönük bütün hazırlıklarımızı devreye soktuk. Devlet güçlerinin teslim olun çağrıları eşliğinde giderek dozunu arttırdığı saldırılarına karşı devrimci tutsaklar büyük bir direniş ile karşılık veriyordu. Bu esnada Ali İhsan Özkan yoldaş devlet güçlerine dönük “operasyonu durdurun, durdurmazsanız burada kendimizi ateş topuna dönüştüreceğiz” dedi ve ardından “canımız halk savaşına feda olsun”, “teslim olmak yok, başlar dik namlular kızıl olsun yoldaşlar” diye haykırarak bedenini ateşe verdi. Bunun ardından saldırının dozu daha da arttı. Sonuna kadar direnen devrimci tutsaklar devlet güçleri tarafından dövülerek, sürüklenerek zorla koğuştan çıkarıldı. Ben dahil diğer ölüm oruççuları binbir türlü eziyet altında hastaneye götürüldük. Hastanede zorla serum takılmaya çalışıldı. Bu saldırıyı da tereddütsüz bir direnişle karşıladık, reddettik. Oradan tekrar ellerimiz arkadan kelepçeli vaziyette Bursa hapishanesine geri getirildik ve hücrelere konduk. Sonrasında üzerimizde sadece iç çamaşırlarımız olmak üzere inşaat halinde olan Edirne F Tipi Hapishanesi’ne götürüldük.

Edirne F Tipi Hapishanesi’nde girişten itibaren ellerimiz arkadan kelepçeli yerlerde sürüklendik. Saçlarımız kesilmesi dâhil birçok işkenceye maruz kaldık. Devrimci tutsakları teslim almak amacıyla inşa edilmiş ve ona göre bir iç organizasyona sahip F Tipi hapishanede her türlü saldırganlığa uğradık. Ama sonunda devrimci/komünist iradeye baş eğdiremeyeceklerini anladılar. Bütün saldırılar devrimci tutsaklar tarafından boşa çıkarılmaya başlayınca ölüm orucu direnişçilerine zorla müdahale işkencesini devreye soktular. Yıllardır tutsaklık koşuları yaşayan direnişçilerin direncini kırmak için sinsi oyunlara başvurmayı da ihmal etmediler. Örneğin Ölüm Orucu Savaşçısı Adil Kaplan yoldaşımızın kızı yurtdışından görüşüne geldiğinde yıllardır hiç açık görüş yaptırmayan devlet yoldaşımızı kızıyla açık görüş yaptırır. Adil Kaplan yoldaş bu sinsi politikaya karşı ideolojik duruşu netti. “Yıllardır görmediğim Ruken kızımı hastanede tutulduğun odaya getirdiler, amaçları direnişimizi kırmak” dedi. Bu vesileyle ölümsüzleşen Adil Kaplan yoldaşımı da saygıyla anıyorum.

Siz de zorla müdaheleye uğradınız. Sonrasında süreç nasıl gelişti?

19-22 Aralık katliamı ve sonrasında F Tipi Hapishanelerdeki uygulamalarla direnişleri kırılamayan devrimci/komünist tutsakların ölüm orucu direnişi zorla müdahalenin hemen arkasından 399 maddenin yürürlüğe sokulup kırılmaya çalışıldı. Ama hiçbir teslim alma saldırı politikası karşılık görmedi.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sonuç olarak 19-22 Aralık fiziki ve ideolojik teslim alma amaçlı bir saldırıydı. Bu saldırı devrimci-komünist tutsaklar özgülünde toplumu bir bütün olarak teslim almaya yönelikti. Başta ölümsüzleşen yoldaşlar ve siper yoldaşlarımız olmak üzere devrimci-komünist tutsaklar bu saldırıyı kan ve can pahasına geri püskürttüler. Bu anlamıyla 19-22 Aralık devrim mücadelesi tarihine altın harflerle geçecek büyük direniştir de.

Yorumlar

Sınıfsal Bakış

Yolculuk Blog