Bizimle İletişime Geç

Umut Özenç

Darbe, demokrasi, ne yapmalı? – Umut Özenç

15 Temmuz Cuma gecesi ülkemizde yaşananlar, bir grup faşist darbecinin “sivil ve meşru” bir hükümeti devirme girişimi sığlığında okunmamalıdır. Bu işçi ve emekçi halkları her gün yeni bir saldırı ile baş başa bırakan, tüm haklarını gasp etmeyi önüne hedef olarak koyan faşizmin ve Türkiye egemenlerinin kendi aralarındaki iktidar savaşıdır. Yaşanan, rantın ve ülke imkanlarının yağmalanması temelinde yaşanan bir kapışmadır. Bu iktidar savaşında memleketimizin geleceği, ne tanklarıyla sokaklara inenlere ne de halkımıza 14 senedir faşizmin dağarcığındaki her zulmü tattıran AKP’ye ve saray rejimine bırakılabilir.

Tankları sokağa çıkaranlar da, “mağdur” rolü oynayanlar da halkın düşmanıdır; demokrasinin katilidir. Bugün saldırıya uğrayan, mağdurmuş gibi davranan ve “demokrasi”yi savunuyormuş gibi poz veren AKP’nin sahte demokrasi savunuculuğuna prim verilmemeli, cuntacıları bugüne dek besleyenlerin, büyütenlerin, onlarla iktidar ortağı olanların kendileri olduğu teşhir edilmelidir.

Türkiye “ya darbe ya başkanlık” ikilemine sokularak faşist baskı yasalarını artıracaktır.

Bu olay vesilesiyle AKP ve saray rejimi, rejimi daha sıkı bir biçimde konsolide edecek, önümüzdeki dönemde kendine muhalif olan tüm kesimlere baskı ve saldırıları yoğunlaştıracaktır. Kendi kitle tabanına da fırsattan istifade “küçük bir iç savaş provası” yapma şansı veren AKP ve saray rejimi, bugüne dek atmakta tereddüt ettiği Anayasa, başkanlık vb. saldırılar noktasında eli daha rahat davranacaktır.

14 senedir faşizmi yaşamın tüm kılcallarına dek yayan ve elindeki her aracı halka dönük saldırılarında kullanan AKP’nin “demokrasi elden gidiyor” söylemini öne çıkarması başlı başına bir manipülasyondur ve gelecek saldırılarda kullanılmak üzere kitle tabanını bir arada tutma amaçlıdır.

Bir aldatmacadır, kandırmacadır.

Darbe girişimi sonrasında gelişen olaylar da bunu kanıtlamıştır.

İdam isterük” diyerek histeri nöbetine tutulan faşist güruhun adeta “kelle avına” çıkması da, “işte ordu, işte komutan” sloganları da bunun ifadesidir.

Sol ne yapmalıdır?

Bugün en can alıcı konulardan ve sorulardan biri de budur.

Sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılan görüşler ise solun Türkiye’nin içerisinde olduğu böylesi bir süreçte ne kadar da biçare bir halde olduğunu özetler niteliktedir.

Neden mi?

Özellikle sol tabanda AKP karşıtlığı üzerinden şekillenen refleksif durum, AKP’nin “başarısı” nedeniyle muazzam ölçüde bir hayal kırıklığına uğramıştır. “Gezi’de halk denedi olmadı. Öyle ya da böyle. Ordu denedi yine de Erdoğan’dan kurtulunamadı” gibi yaklaşımların ve söz konusu darbe girişiminden umut damıtıldığını gözlemlemek solun kendi kitlesi içinde ne kadar etkili olduğunu da göstermektedir.

Kısacası sol, kendi tabanından ve hedef kitlesinden öylesine uzaktır ki bırakalım Türkiye’de sürece yön vermeyi, darbe koşullarında ne yapacağını ve nasıl konumlanacağını dahi bilememektedir.

Ancak hamasi nutukları bırakmamakta, darbe girişimi öyle mi şekillendi, böyle mi tasarlandı, neden hedefine ulaşamadı, Fethullah mı yaptı, Kemalistler mi tartışmalarıyla büyük laflar söyleyecek ve koltuklarının arkasına yaslanarak en iyi analizi ben yaptım tartışmalarına girecektir.

Hatta kimileri de “ben demiştim” büyüklüğüne kapılmayı da ihmal etmeyecektir.

Bugün solun derinlikli analizlerden ziyade kendini sorgulayan kapsamlı analizlere ihtiyacı vardır. Bu aynı zamanda devrimciliğin gereğidir. Gerisi laf-ı güzaf, dahası havanda su dövmekle eşdeğer bir yaklaşım olacaktır.

Umutsuzluk yitimine gelince!

Bugün kimse umudunu yitirmemelidir. Aksine bugün umutlu olmak için o kadar çok neden vardır ki, bunu şu darbe girişiminden dahi okuyabilme imkanımız vardır.

Nasıl demeyin?

Mao Zedung “emperyalizm kağıttan kaplandır” derken düşmanın güçlü olduğu kadar zayıf yanlarına da işaret etmiştir.

Lenin ise Nisan Tezleri’nde Geçici Hükümet tam otoriteye sahip konumda değildir. Şubat Devrimi’nden sonra tabanda işçilerin, askerlerin ve köylülerin kurdukları Sovyet organların varlığı ve azımsanmayacak gücü ikili iktidar durumu yaratmıştır.” demiştir. Bizim yaşadığımız durum Rusya’nın devrimci koşullarına uymasa da, emperyalist kapitalist sistem içerisinde yer alan bir ülke olarak farklı özellikleri de bağrında taşımaktadır.

Bu özellikler ise kimi dönemlerde şekillenen egemen kamplaşmaların boyutu ile farklı gelişmeleri yaratabilecek potansiyele sahiptir.

Darbe girişiminin ilk saatlerinde TSK’nın, o “anlı şanlı” MİT’in, polis teşkilatının ve devlet yapılanmasının dahi ne kadar kof bir durumda olduğu açığa çıkmıştır.

Koca muktedir dahi, devasa LED ekranlardan bir anda 3,5 inçlik telefon ekranlarına düşüş yaşamıştır.

Kısacası koskoca devlet yapılanması, bu gibi durumlar için (savaş, ayaklanma, darbe) hiç de az sayılamayacak bir zaman süresince kaosun ve karmaşanın içerisinde kalmıştır.

Ve bu durum hiç de küçümsenecek bir olgu değildir.

***

Bir kez daha gördük ki yaşananlar yeniden Ne yapmalı sorusunu sormayı devrimcilere dayatmıştır?

Şimdi herkes bir defa daha takkesini önüne koymalı ve düşünmelidir.

Ne yapmalı?

Kuşkusuz buna verecek cevabımız da vardır.

Ama buna bir sonraki yazımızda değineceğiz.

Ama şimdilik şunu belirtmekte fayda var.

Devrimcilik her koşulda uyanık olmayı, kitlelerle kopmaz bağlar kurmayı ve odak olabilmeyi zorunlu kılar. Bunun koşulları ise hiçbir zaman olmadığı kadar vardır. Yeter ki subjektivizm ve pragmatizm rüzgarından uzak durulabilinsin.

Bu bağlam da Haziran barikatlarında yeşeren demokrasi ancak halkın örgütlü gücüyle gelecektir.

Bu noktada, devrimci, demokrat, yurtsever tüm kesimler AKP’nin çok daha üst perdeden yürütülecek olan saldırılarına karşı yan yana olmalı, emekçi halklara onun işbirlikçi karakterini omuz omuza anlatmalıdır.

Çözüm, egemen güçler arasındaki çatışmaya taraf olmakta değil, emekçi halkların örgütlü mücadelesini yükseltmektedir.

Umudu yeşertebilmenin de düşleri gerçek kılabilmenin de tek yolu budur.

Yorumlar
Yorum Yap

Sınıfsal Bakış

Umut Özenç