Bizimle İletişime Geç

Yolculuk Blog

İdeolojik mücadele ve alternatif kültür – Mehmet Yeşiltepe

“Genel boyutlarıyla söylersek kapitalizm, ekonomide özelleştirme, toplumda bireycileştirme, kültürde yozlaşma ve değer erozyonudur. Buna karşı mücadele, tüm sahalarda, tüm yansıma alanlarında mücadeleyi gerektirir.”

,
Mozart’ın müzikte
Shakespeare’in şiirde yaptığını
Yaşamın bütününde yapmaktır.
Kapitalizmin sevgisizleştiriciliğine inat,
İmkânsızı zorlamak
Ve yaşamın tepeden tırnağa
Sevdaya kesmesini sağlamaktır.

AKP’nin 15 yıllık toplam süreçte sağladığı başarı incelendiğinde, ideolojik-kültürel yönlendirme, dolayısıyla da toplumda rıza oluşturma konusundaki başarısı öne çıkar. Daha önce de çeşitli biçimlerde söz ettiğimiz gibi AKP, dini, popüler kültürü ve çıkarı başarıyla kullandı ve sonuçta dinle uyuşturulmuş, popüler kültürle yozlaştırılıp çürütülmüş, çıkarla bağlanmış bir toplumsal kesim oluşturdu. Bu, oy oranı olarak AKP’yi ayakta tutacak denli büyük bir kesimdir. Tabii bunda AKP döneminin, neoliberalizmin final/zirve yaptığı dönem olmasının özel bir rolü/önemi vardır.

Bilindiği gibi 1980–2000 yılları, emperyalizmle yapısal uyum dönemidir. Bu süreçte emperyalizmin içsel bir olgu haline gelmesi tamamlanmış, neoliberalizmin ekonomide olduğu kadar toplumsal ve kültürel yapıda da parçalayıcı niteliği etkisini azami boyutta göstermiştir. Üretim bandının parçalanması, esnekleştirme ve taşeronlaştırma gibi toplumsal ilişkiler de parçalanmış, bireycileşme/yozlaşma tavan yapmış, pazar-piyasa ilişkileri toplumsal dokunun hücrelerine dek nüfuz etmiştir. Artık her şey bir metadır ve her şeyin fiyatı vardır. Buna göre mülkiyet kutsaldır; büyütülmeli ve korunmalıdır.

Sözünü ettiğimiz bu alan, ideolojik hegemonya, dayatma ve biçimlendirme ile büyütülür; dolayısıyla da alternatif toplum da ideolojik anlamda karşı mücadeleyi gerektirir. İdeolojik mücadele, hangi alanda bulunuyorsak, kapitalizmin o alana izdüşümleri ile mücadeleyi gerektirir. Sistemi geriletmek ve sömürüye dayalı üretim ilişkilerini değiştirmek, diğer mücadele biçimlerinin yanında ideolojik mücadeleyi de gerektirir. Bu, okulda da fabrikada da mahallede de hapishanede de geçerlidir. ’ın “kültürel alanda iktidar olamadık” sözleri, bu alanda bir şey yapamadıklarının değil yapmaya doyamadıklarının ifadesidir.

İdeolojik mücadele ve alternatif

İdeoloji bir üst yapı öğesidir

İdeoloji; felsefi, siyasal, kültürel alan gibi ekonomik temele dayalı bir yansımadır. İnsanın baktığı yerde ne gördüğü, bir yanıyla da ideolojik-kültürel duruşuyla, değerler dizgesiyle doğrudan ilintilidir. Tam da bu bağlamda burjuva ideolojisi, temsil ettiği sınıfın değerler dizgesidir; baskının, sömürünün, adaletsizliğin fikri ve ruhsal dünyadaki yansımasıdır. Mesela bugün din, bunun en temel bileşenlerinden biridir. Uyuşturmaya da rıza oluşturmaya da yarar.

İlgili:  'Kaş-Kalkan arası yapılması planlanan yol, yeni rant alanları yaratmayı amaçlıyor'

Bunun karşısında biz, salt eleştirmekle, salt kötülüğü göstermekle yetinemeyiz. Bloch’un dediği gibi açlığın öfkesi tek başına yetmez, umudun itkisi de gerekiyor. Salt ajitasyon, salt slogan, salt övgü veya “hele bir devrimci olun hiçbir sorununuz kalmayacak” mealinde yönlendirmeler yapmak devrimciliği kavramaya veya doğru anlamaya yetmiyor.

Devrimciliğin büyüklüğü ve güzelliği, bir yanıyla da kapitalizmin tehdidinin, çirkinliğinin büyüklüğünü kavramaktan geçiyor. Günü kurtaran, soyut veya “olmazsa da olur” türünde bir uğraş olarak görüldüğünde, bu görev, günlük acil meseleler tarafından sürekli geri itilir. Bu, aynı zamanda sistem sahiplerinin insanları, toplumsal kesimleri sorunlarının en dar sınırlarına kadar geriletip yalnızlaştırma, dolayısıyla da teslim alma yöntemidir.

Devrimcilik denince, denince, alternatif denince veya örneğin Küba denince ne anlaşılıyor? Bu, öncelikle kapitalizmin ne olduğunu, oradaki kötülüğün büyüklüğünü anlamayı gerektiriyor. Alternatif, sanıldığından da büyük, derin, çeşitli ve kapsayıcıdır. Kapitalizmin, en mikroskobik boyutlarına kadar incelenip değiştirilmesidir. Bunun yapılamadığı her noktada, insanlar niyetten bağımsız olarak var olanı taklit eder. Çözümü mevcutlar içinde arar. Bu bağlamda alternatif arayışı çok önemlidir. Bunda da sanatsal kültür ve estetiğin yani yaratıcılığın özel bir yeri vardır.

İki temel sınıf var, burjuvazi ve proletarya

Althusser, “devletin ideolojik aygıtları” deyimini, kapitalist üretim ilişkilerini sürdürme işlevi gören kurumları tanımlamak için kullanır. İki temel ideoloji, iki farklı üretim ilişkileri üzerine kuruludur. Kapitalizm, çirkinliğin toplumsallaşması ise sosyalizm, güzelliğin toplumsallaşmasıdır. Kapitalizm, mülkiyet ve meta üzerine oturur; sosyalizm, toplumsal mülkiyet yani mülkiyetsizlik veya kamu mülkiyeti üzerine oturur. Biri, bencillik ve bireycilik üretir, değer denince fiyatı anlar. Diğeri kolektivizm, paylaşım ve dayanışma üretir. Burada, fiyat yoktur insanlık değerleri vardır. Özgürlük ufuklu sistemler yani sosyalizm, Che, Fidel, Deniz, Mahir gibi güzel insanlarla sembolize edilir; bunun karşıtı sistemler ise Hitler, Mussolini, Kenan Evren gibi diktatörlerle.

Bu kavga, süreklidir; irili ufaklıdır; direkt ve dolaylıdır. Bittiğinde, sınıflar, sınırlar ve para kalkar. İnsanlık kardeşleşir, tek bir komün olur. Direniş komiteleri de Haziran Hareketi de birleşik mücadele de bu açıdan düşünülmelidir.

İlgili:  Hormon ilaçları verilmeyen trans mahpus Esra, 12 gündür açlık grevinde

Burjuva toplum, bireycidir ama bireyin niteliklerini yok eder. Herkesi aynı pazar ve piyasada eşitler. O pazarda değer yoktur fiyat vardır; her şey alınıp satılabilir. Marksın dediği gibi meta amuda kalkar. Burjuva birey, günü kurtarır, anla yaşar, hiçbir şeyin özüne inmez, kabukta dolaşır. Dostluğu, çıkar ilişkilerinden; aşkı, cinsellikten ibaret görür.

Alternatif mücadelede birey-toplum, genel-özel diyalektiği

Genel boyutlarıyla söylersek kapitalizm, ekonomide özelleştirme, toplumda bireycileştirme, kültürde yozlaşma ve değer erozyonudur. Buna karşı mücadele, tüm sahalarda, tüm yansıma alanlarında mücadeleyi gerektirir. Bu da kapitalizmi tanımayı, yansımalarını doğru teşhis etmeyi ve alternatifi doğru yerde aramayı gerektirir. Tam da bu bağlamda büyük önem taşıyan alternatif kültürel faaliyetler, anlayan, teşhir eden ve çözüm üreten bütünlüklü bir duruş/yaklaşım gerektirir. Örneğin , salt devrimci kavramların/sembollerin dillendirilmesi değildir. Yani devrimcilikten, sosyalizmden, bu alandaki sembol isimlerden vb. söz etmeden de geliştirilebilir.

Bahsettiğimiz olgu, müzik, tiyatro vb. etkinlikler için de geçerlidir. Bu alanda yaratıcı, teşhir eden ama aynı zamanda alternatif güzellikleri insanın kültürel dünyasında uyaran, harekete geçiren üretimlere ihtiyaç vardır. Bu, her katılımcının/üreticinin bilincinde olması gereken bir niteliktir. Örneğin bir müzik grubundaki veya bir tiyatro grubundaki her birey özelde gruptakilerle genelde toplumla özel-genel diyalektiği biçiminde bir bağ kurmalıdır. Bireyin mutluluğu ile toplumsal mutluluk, birinin diğerini baskılamadığı bir iç içe geçme, bir tamamlayıcılık halinde olmalıdır. Bu, sevgiliye “ben sende ülkemi sevdim” diye seslenebilmeyi, sevdayı da salt bireysel değil toplumsal nitelikler üzerine oturtabilmeyi gerektiriyor.

Eğer ideolojik saldırı, bizim/solun var olabileceği, yaşayabileceği ekosistemin öldürülmesi ise bizim de tersine o ekosistemin büyütülmesi gibi sorumluluklarımız vardır.

“Herkes düşlerinin büyüklüğü kadar özgürdür” (Che)

Felsefeciler (mealen) “insan yalnızca ekmekle doymaz” der. Aynı ifadeyi İncil’de veya John Reed’in Dünyayı Sarsan On Gün kitabı gibi pek çok yerde görmek mümkün. Doyumun mide ile sınırlı olmadığıdır; ruhsal/moral doyum, iç dünyanın doyumu ve zenginliğidir kast edilen.

İlgili:  Yaşamı ve kavgayı Nazımca anlamak - Mehmet Yeşiltepe (Bianet)

Kapitalizm, tüm koruyucu güçlerinin ve hatta en özel biçimde tasarlanmış, tanım olarak da faşizmle uyumlulaştırılmış (F tipi) hapishanelerin yanında bir de insanlara bir çeşit tuzak kurar, etraflarına birer şahsi hapishane örer. Bunun da yolu, kişinin veya toplumsal kesimlerin sorunlarının en dar bağlamına kadar geriletilip, orada yalnızlaştırılıp teslim alınmasıdır.

AKP’nin politikaları, 15 yıllık süreçte orta sınıfları büyük oranda yok etti. Bu durum, alt sınıfların hacmini büyütmüş, ortaya muazzam bir enerji çıkarmıştır. Sözünü ettiğimiz yalnızlaştırma/kuşatma, gerçekte bu bütünlüğü bozma, enerjiyi parçalama amaçlıdır.

Son olarak hapishanelerle ilintili olarak çıkarılmakta olan yasada tutsakların iç dünyasına dokunmaktan söz ediliyor. Etrafta yarattıkları karanlık, kalın duvarlar ve pas kokan parmaklıklar yetmiyor olacak ki tutsaklığı insanın iç dünyaya taşımanın yollarını arıyorlar. Ama unuttukları bir şey var ki o da insanın düşlerinin büyüklüğü kadar özgür olduğudur. Bu alan, hapishanede kadrolu olarak görev yapan din görevlisinin, psikolog veya sosyologun ulaşamayacağı bir derinliktir. Eşitsizlikle, toplumsal tutsaklıkla anılan, özgür olmayan toplumlarda insanlar ufuklarının menzili, düşleri ve tabii bu yöndeki emekleri oranında özgürlüğe yaklaşır.
Lenin’in “Çok siyaset yaptık. Artık düş görmeliyiz” sözü, alternatifin düşsel dünyaya denk yanlarına işaret eder. Ernst Bloch’un “Ütopya umudun politikleşme biçimidir” ifadesi ise bu düşün politikliğinin altını çizer. Hatta Lenin’in bu ifadesini, “yeterince mücadele ettik kazandık ama şimdi, o yıktığımızın yerine ne koyacağımız sorusu ile karşı karşıyayız.” biçiminde de okuyabiliriz. Yine Lenin, “yalnızca öncüyle zafer olmaz” demişti. Bu, sadece kadroyla, sadece politik mücadele ile yetinemeyiz anlamına da geliyor. İşaret edilen, düşsel bir alandır; zordur, yaratıcılık gerektiriyor. Bu konuda özellikle sanatçı arkadaşlarımız özel olarak kafa yormalı, sürece ve kendi kimliklerine bir de bu açıdan bakmalıdır. Söz konusu olan, yaşamı aşkla örme işidir. İşte devrimciliğin belki de en zor, çünkü kolaya kaçılamayacak ve sürekli yaratıcılık gerektiren boyutu budur.

Yayındayız

Sınıfsal Bakış

Sizin için Önerilenler

Yazarlar

Yolculuk Blog