Bizimle İletişime Geç

Yolculuk Blog

Kapitalizmin alamet-i farikası: Toplumsal eşitsizlik – Selin Bütün

Üretim araçlarının özel mülkiyetine dayalı ve kar elde etme dışında bir motivasyonu olmayan kapitalist sistem, toplumu üretim araçlarına sahip olanlar ve bu imkana sahip olamadıkları için emek gücünü satmak zorunda kalanlar olarak ikiye ayırır. Üretim araçları sahiplerinin daha fazla kar elde etmesi, satın aldıkları emek gücünün yarattığı değere daha fazla el koymadan (artı değer sömürüsü) geçtiği için bu süreç gelir açısından toplumsal eşitsizliği büyütür. Başka bir anlatımla patronun zenginliğinin artması işçinin/emekçinin yoksullaşmasıyla mümkündür ancak. Öyle de olur.

Akıl almaz bir zenginlik ve sefalet

Sermayenin birikimi ve yoğunlaşmasıyla birlikte bir yandan akıl almaz bir zenginlik diğer yandan yoksulluk/sefalet manzaraları kaplar ortalığı. “Yedi ceddine yetecek kadar” zenginliğe sahip olan küçük bir azınlıkla, karın tokluğuna, borç harç içinde yaşamak zorunda olan kahir ekseriyet iki karşıt uç halinde kümelenmeye başlar. Marks ve Engels’in 169 yıl önce Komünist Manifesto’da ifade ettiği gibi “üretim araçlarının, mülkiyetin ve nüfusun parçalılığını adım adım ortadan kaldırmıştır burjuvazi. Nüfusu bir çimento bağlamında bütünleyip, üretim araçlarını merkezleştirmiş ve mülkiyeti az kişinin ellerinde yoğunlaştırmıştır.”

Aradan geçen yıllar içinde bu nitelik çok daha belirgin hale gelmiş ve toplumdaki servet tablosu yukarı çıktıkça keskin biçimde daralan ve en tepede bir avuç insanın varolduğu piramid şeklini almıştır. 1980’li yıllardan bu yana hakim olan ve toplumsal eşitsizliğin devasa boyutlarda artmasına sebebiyet veren neo liberalizmin ileri sürdüğü; sınırlı ellerde artan zenginliğin yavaş yavaş bütün topluma yayılacağı temel savunusunun tam tersine, milyarlarca insan için yoksulluk hiçbir iyileşme belirtisi göstermeden devam etmiş, ötesi bu büyük kitleye her geçen gün yenileri eklenmiştir. Bu kutuplaşmanın aşağıda geniş biçimde ortaya koyacağımız biçimde, örneğin dünyanın en zengin 8 insanının servetinin dünyanın yarısının (3.6 milyar kişi) servetine eşit olması gibi akla zarar bir boyuta varması toplumu “biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar” noktasına taşımaya başlamıştır.

Corbyn’in başarısının temel motivasyonu

Britanya’da Brexit, ABD’de kendini “demokratik sosyalist” olarak niteleyen Bernie Sanders’e verilen destek, yine Britanya’da kendi partisinin içindekiler de dahil neredeyse her yandan engelleme girişimlerine maruz kalmasına rağmen kamulaştırmalar vb. gibi oldukça sol bir programa sahip Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi’nin oylarını %10 arttırmış olması (şimdi yapılan yoklamalara göre çok daha fazla), yerleşik siyasete (Trump gibilerinin seçilmesinde bile bu etmeni görebiliriz) ve finans kurumlarına karşı artan düşmanlıkta kendisini gösteren bir isyan dalgasının temel motivasyonu bu eşitsizlik tablosudur.

İlgili:  Güne Yolculuk: Bugün Neler Oldu? | 5 Ağustos 2016

Gerilim öyle bir noktaya varmış durumdadır ki, İMF ve benzeri finans kuruluşlarının her toplantısındaki temel gündemlerden biridir eşitsizlik. Davos gibi küresel sermayenin kolektif aklı olma iddialı toplantının 2016 yılı temel gündemlerden biri toplumsal eşitsizlikti örneğin.

86 milyarlık servetiyle dünyanın en zengin kişisi ünvanlı Bill Gates twitter üzerinden yazdığı bir mesajda “üniversiteyi bıraktığım zamanlara dönüp baktığımda keşke öğrenseydim dediğim birkaç şey var. Okulu bıraktığımda ‘eşitsizlik’ hakkında çok az şey biliyordum. Dünyadaki eşitsizliği öğrenmek 10 sene mi aldı. Siz şu an benim üniversite dönemlerinde bildiklerimden daha çok şey biliyorsunuz. Eşitsizliğe karşı savaş açmaya şimdiden başlayabilirsiniz” derken, “ Türkiye’nin en zengin ailesi Koç Holding üyesi Ali Koç “eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir” “ demekteydi.

Kapitalizmin geleceğine dair endişeler

Ali Koç ve Bill Gates gibi birincisi dünyanın diğeri Türkiye’nin en zengin iki insanının eşitsizliğe dair hoşnutsuzluk içeren sözleri samimi vicdani bir muhasebenin değil kapitalizmin geleceğine dair endişenin ifadesi olarak okunmalı elbette. Gelir uçurumunun “yok artık bu kadarı da olmaz” dedirtecek boyutlara taşınması, toplumda derin bir adaletsizlik duygusu ve olası isyanlar için elverişli koşulları yaratmasının yanında, sistemin işleyişini tıkayan etkisi nedeniyle çok ciddi bir sorun oluşturmaktadır çünkü. Servetin toplumun son derece küçük bir azınlığının elinde birikmesi toplam talebi aşağı çeken bir etki yaratır kaçınılmaz olarak. Paranın, piramidin alt katmanlarındakilerin elinden yukarıya doğru kayması, tüketimi azaltır. Çünkü yüksek gelir grubundaki bireylerin gelirlerine oranla gerçekleştirdikleri tüketim, alt gelir grubundakilere nazaran son derece daha düşüktür. Örneğin yıllık 1 milyar dolarlık bir gelire sahip kişi ne kadar müsrif olursa olsun istese bile bu servetin çok büyük kısmını harcayamaz. Ancak bu gelirin 50 bin dolarlık yıllık gelir olarak 20 bin kişi arasında pay edildiğini düşündüğümüzde, sözkonusu miktarın çok büyük bir bölümünün zorunlu tüketim olarak harcanacağı, yani talep olarak piyasaya akacağı açıktır.
Bu olamadığı için ekonomideki toplam talep, arz miktarının gerisinde kalır; bu da artan işsizlik demektir. Böylelikle toplam talep miktarı bir kademe daha düşer. Böylesi bir fasit daireden ancak belli oranda ve geçici olarak kamu harcamalarıyla çıkılabilecekken günümüzde tam tersine bu nitelikli harcamalar yanında sosyal hak ve hizmetler de sermayenin azgın kar iştahının sonucu olarak kesintiye uğratılmaktadır.

İlgili:  Güne Yolculuk: Bugün Neler Oldu? | 2 Ağustos 2016

Servet dağılımındaki uçurum

Oxfam adlı tanınmış uluslararası yardım kuruluşunun bu yılın başında yayımladığı küresel eşitsizlik raporu eşitsizliğin nasıl devasa boyutlarda ilerlemekte olduğunu gözler önüne seriyordu.
Oxfam’ın 2016 raporunda dünyanın en zengin 62 kişisinin toplam servetinin, dünya nüfusunun yarısının toplam malvarlığına eşit olduğunu ifade ediliyordu. Aynı kuruluşun 2017 raporunda ise, dünyanın en zengin 8 kişisinin servetinin 3,6 milyar kişinin servetine eşitlendiği belirtiliyor. Bu 8 kişinin serveti 426 milyar dolara ulaşmış durumda. 2016’da 62, 2015’te 80, 2014’te 85 kişinin serveti, dünya nüfusunun yarısının servetine eşitti.

Oxfam raporunun küresel eşitsizliğe ilişkin diğer çarpıcı verileri şunlar:

2015’ten bu yana dünyanın en zengin yüzde 1’i, dünyanın geri kalanından daha fazla servet biriktirdi.
Her 10 kişiden 7’si 30 yıldır eşitsizliğin arttığı bir ülkede yaşıyor.
Önümüzdeki 20 yılda 500 kişi, 2,1 trilyon dolarlık serveti mirasçılardan devralacak. Bu rakam 1,3 milyar nüfusa sahip Hindistan’ın gayrisafi yurt içi hâsılasından daha yüksek.
1988-2011 yılları arasında en yoksul yüzde 10’luk kesimin geliri yıllık 3 dolardan daha az artarken, en zengin yüzde 1’lik kesimin geliri bu kesime göre 182 kat arttı.

Bir Financial Times Menkul Kıymetler Borsası (FTSE-100) CEO’su, Bangladeş’teki 10 bin tekstil işçisinin kazancı kadar para kazanıyor.

Son 30 yılda, düşük gelirli yüzde 50’nin serveti hiç artmazken en zengin yüzde 1’in serveti yüzde 300 arttı. Bu süreçte dünya nüfusunun yaklaşık 1,5 milyar artış göstermesine rağmen bu rakamın değişmediğini ifade edelim. Dolayısıyla aslında dünyanın yarısı giderek daha fakir hale gelmiş durumda.

İlgili:  Yolculuk'tan önemli duyuru: Yetkili Twitter hesabımız yeniden aktif

Vietnam’da en yoksul kişinin 10 yılda kazanacağı parayı, en zengin kişi bir günde elde ediyor.
Zenginlerin servetlerini bu kadar hızlı biriktirmesi halinde 25 yıl içinde ilk dolar trilyoneri, yani mevcut durumda Türkiye’nin GSMH’sinin toplamından 200 milyar dolar daha fazla servete sahip kişi ortaya çıkacak.
Vergi cennetleri yoksul ülkelerin 100 milyar dolar zarar etmesine neden oluyor. Bu parayla 124 milyon çocuğa eğitim verilebilir.

Dünyanın en zengin ülkesi Amerika’daki toplumsal eşitsizliğe dair rakamlar da nasıl bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor:

Ekonomistler Thomas Piketty, Emmanuel Saez ve Gabriel Zucman tarafından hazırlanmış son bir rapora göre, ABD nüfusunun alttaki %50’sinin aldığı pay 1980’deki yüzde 20 iken bugün yüzde 12’ye gerilemiş durumda.
En zengin yüzde 1’in payı ise, aynı dönemde, tam tersine, yüzde 12’den yüzde 20’ye çıkmış. 40 yıldır, nüfusun alttaki yarısının gerçek gelirleri sabit kalırken, en tepedeki yüzde 1’in gerçek gelirleri yüzde 205, binde birinkiler ise füze gibi çıkarak yüzde 636 artmış.
Toplam şirket karları 2008 sonunda 671 milyar dolar iken, 2016’da 1,636 trilyon dolara çıkmış.
En zengin 400 Amerikalının serveti de 1,57 trilyon dolardan 2,4 trilyon dolara yükselmiş.

Sonuç

Milyarlarca insan açısından oluşan bu felaket tablosunun değiştirilmesi ancak üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılması, bin türlü alavere dalaverenin ürünü servetlere el konulması, üretim içindeki konumları itibarıyla toplumsal yaşamdaki bütün kötülüklerin yaratıcı olan şirketler, bankalar vb.nin kamulaştırlması, üretenlerin yöneten olması, yaratılan zenginliğin emekçi halkın, yoksulların ihtiyaçlarını karşılamayı temel alacak şekilde kullanılmasından geçmektedir. Yani sosyalizmden. Kapitalizm denen bu sömürü, eşitsizlik, kan ve gözyaşı vadisi canlı yaşamın en büyük düşmanı, insan gibi bir yaşam sürmenin önündeki en büyük engeldir. Ve bu engel ya aşılacak ya aşılacaktır…

Yayındayız

Sınıfsal Bakış

Sizin için Önerilenler

Yazarlar

Yolculuk Blog