Bizimle İletişime Geç

Sınıfsal Bakış

Kesintisiz mücadele bilinciyle ‘Hayır ve Ötesi’ | Sınıfsal Bakış

Füruğ Ferruhzad’ın
“Ellerimi bahçeye dikiyorum.
Yeşereceğim biliyorum” sözlerindeki gibi
Zor bir tohumlama bu;
Ama amaçsız ve umutsuz değil.

Şair Nizar Kabbani, Kontrolistan şiirinde “bir acayip devlet”ten bahseder ve orada güneşin doğmasının, horozun ötmesinin, çiftlerin çocuk doğurma isteğinin “karara muhtaç” olduğunu söyler. Öncesi, sonrası ve çeşitli ülkelerde farklı versiyonları var Kontrolistan’ın. Hitler’in propaganda bakanı Goebbels, “Gazeteciler bir piyanonun tuşları gibi olmalı, biz o tuşa bastığımızda istediğimiz sesi çıkarabilmeliyiz”  der. Bugün Türkiye medyasında büyük oranda bu sonuç sağlanmış durumda. Ancak buna rağmen rahat değiller; yalanı-karanlığı- zulmü savunmak kolay değil; cehalet, bilginin karşısında zorlanıyor, karanlık ise aydınlığın ışığını bastıramıyor. Kendi hazırladıkları değişiklik paketini savunamıyorlar, “Evet”in anlamını/içeriğini anlatmak yerine, “Hayır” çalışması yapanları engellemekle veya manipülasyonla meşguller. Yeni sisteme ad koymakta bile zorlanıyorlar. Son olarak “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denildi. Bu adlandırma bile değişikliğin özünü gizlemeye yöneliktir.

Sömürü, baskı ve haksızlık üzerine bina edilen sistemler yalanı da hafızasızlığı da tercih eder; tarihsel süreç içerisindeki tutarsızlıkların hatırlanmasını istemez. Örneğin bugün yurt dışında propaganda yapmalarının engellendiğini söyleyen AKP kurmayları, bizzat kendilerinin sekiz yıl önce yurt dışında seçim çalışması yapılmasını yasaklamış oldukları gerçeğinin anımsanmasını istemezler.

Yasama-yürütme ve yargıyı kuklaya çeviren ve iplerini tek bir kişinin eline veren değişiklik, toplumun yararınaymış gibi sunuluyor. Ancak bu kez pakette “şeker” yani öne çıkarıp görüntüyü kurtarabilecekleri tek bir madde dahi yok. Anlatmakta, savunmakta zorlanıyorlar. Erdoğan’ın “söz de karar da yetki de milletindir” sözleri, “Ilgaz dağını deldik, Ferhat gibiyiz” veya “iman, azim öyle bir şeydir ki tekeden bile süt çıkartır” ifadeleri bu zorlanmanın yansımasıdır.

Özetle, “Evet” cephesi, yelkenlerini şişirecek rüzgâr bulmakta güçlük çekiyor. Tekrara varan ve çok da başarılı olmayan milliyetçiliği köpürtme yöntemine başvuruluyor; ancak bu, ne içeride ne de dışarıda temenni ettikleri sonucu doğurmuyor. Buna rağmen “Hayır” zemininde rehavete sebep olacak duruş ve eğilimlerden kaçınılmalı, tablonun umut vericiliği, mücadelede ısrara dönüştürülmelidir.

Aydınlıkla karanlığın, bilgiyle cehaletin mücadelesi

AKP’nin bu başkanlık ucubesini onaylatmak için, bilgiye ve bilgilendirmeye değil manipülasyona ihtiyacı var. Paketin ayrıntılandırılarak tartışılması onların işini zorlaştırır. Bu nedenle paketi tartışmak yerine, “Hayır” diyenleri suçlamayı veya konu ile ilgisi olmayan icraatları öne çıkarmayı tercih ediyorlar.

Alternatifi bilmek ve somutlamak için, kapitalizmi yani kötülüğün/çürümenin kaynağını bilmek gerekiyor. AKP’nin 15 yılında dinle uyuşturulmuş, çıkarla bağlanmış, popüler kültürle çürütülmüş bir taraftar tipi oluştu.

“Din, çıkar, popüler kültür” deyip geçmemek gerekiyor. Din, insanları aynı tarikatta buluşturur. Onları uyuşturup teslim olmaya hazır hale getirir. Az anlayan ama çok inanan bir insan tipi ortaya çıkar. Bu, aynı zamanda tüm beklentilerin öte dünyaya ertelendiği bir biat ve itaat zeminidir.

Özellikle tekelci sermayenin kurucu süreçleri sayılan darbe dönemlerinde, dinselleştirme yönünde daha iradi hamleler gözlenir. Örneğin 12 Mart’ta imam hatip okullarına lise statüsü verildi. 12 Eylül’de hem din dersi zorunlu oldu hem de imam hatipler yaygınlaştırıldı. AKP’li dönem, bunun daha da kalıcılaşıp sistemleştiği bir dönemdir.

Popüler kültüre gelince, din insanları tarikatlarda buluştururken popüler kültür de pazarda buluşturur. Her şeyin metalaştığı, alınıp satıldığı o zeminde değer yoktur fiyat vardır; toplum yoktur birey vardır. Bu, aynı zamanda aydınlıkla karanlığın, bilgiyle cehaletin, bireycilikle toplumsallığın mücadelesidir.

Onlar, “Evet” diyerek tüm kötülüklerin kaynağı kapitalizmin devamını istiyor. Biz “Hayır” diyerek tüm güzelliklerin toplumsallaştığı sosyalizm perspektifli bir dünya istiyoruz.

Onlarda bilim yoktur hurafe vardır, toplumsal yarar yoktur bireysel çıkar vardır; onların değerleri ceplerinde, bizim değerlerimiz ise yüreklerimizde ve beyinlerimizde.

Haziran da (alternatif de) öğrenilmesi gereken bir şeydir

Haziran, bir yanıyla da araç çoğaltmaktır; halkın olduğu her yere gitmek, itirazda da alternatifte de halkın bizzat katılımını sağlamaktır. Onların askeri veya kültürel, direkt veya dolaylı bir yığın aracı vardır. Ehlileştirmeye de asimilasyona da “tedip-tenkil ve tehcire” de başvuruyorlar. İşte Haziran, bu vb. araçlara karşı halkın özne olarak direnci büyütmesini ve alternatifi örgütlemesini yani sözün-yetkinin ve kararın kendilerinde olmasını sağlamaktır. Uzun aradan sonra 2013 Haziran’ında Gezi’de, alternatif soyuttan somuta indi. Bu, dünden bugüne uzanan deneyimlerin taçlanmasıdır. İlkel komünal deneyimlerden bugüne bir devamlılığın işaretidir.

Hazirancılar, bir bilen insanlar topluluğu veya halkın vekilleri değildir; tersine Haziran, temsilin mümkün olduğunca en aza indirildiği, halkın kendi araçlarını geliştirdiği; üretenin yöneten olduğu bir zemindir.

Oscar Wilde, “sevgi insanın kendini aşmasıdır” der. Alternatif de “ben”den “biz”e, bireycilikten toplumsallığa doğru, bir kendini aşma halidir. Eğer sosyalizm sevginin toplumsallaşması ise, bugünden o amacın adım adım gerçekleşmesidir. Aracın amaçla yani nihai hedefle çelişmediği, aksine ona hizmet ettiği, asgari programın ve güncel adımların azami programı besleyip kolaylaştırdığı bir örgütlenmedir.

Adorno “özgürlük öğrenilmesi gereken bir şeydir” der. Bu, alternatifin de öğrenilmesi gereken bir şey olduğunu gösteriyor. İnsanlar, kendi deneyimleri ile öğrenir ve kurucu bir özne olarak rol alır. Bu bağlamda Haziran da öğrenilmesi gereken bir şeydir.

Eluard, “hiçbir vakit tam karanlık değil gece (…) her acının sonunda açık bir pencere vardır” der. Bunu böyle hissetmek, umudu bütünüyle yitirmemek için halkın bire bir içinde olduğu, öznesi olduğu mücadelelere ve örgütlenmelere ihtiyaç vardır.

Ezilenlerin safında müthiş bir enerji birikmiş durumda. Bu enerji, büyük-nitelikli sonuçlar doğurabilir. Bu, sadece oy, sadece nicelik değil niteliktir.

Alternatif deyip geçmemeli. Sürekli büyüyen, derinleşen ve anlam kazanan bir çaba, bir birikimdir alternatif. Bu çaba, karşıtına öykünerek değil, ancak karşıt sınıfsal zemindeki üretkenlikle gelişebilir.

“Hayır ve Ötesi” bir yanıyla da 16’sı ile yetinmeyip 17’sini de kazanmaktır. Sadece sandığın/oyarın değil geleceğin de güvenceye alınmasıdır. Bunun bugünkü öncelikli koşulu, kesintisiz mücadele bilinciyle hareket etmek, bu süreçte dinamik bir nitelik kazanan örgütlü araçları kalıcılaştırıp, daha büyük kazanımlar için basamak yapmaktır.

Yorumlar

Sınıfsal Bakış

Sınıfsal Bakış