Bizimle İletişime Geç

Sınıfsal Bakış

Küresel ekonomi politik bağlamında Venezuela | Sınıfsal Bakış

Halkçı iktidarların sayısının konjonktürel olarak arttığı dönem dahil olmak üzere ABD’nin Latin Amerika’ya müdahalesinin kesintiye uğradığı hemen hiçbir dönem olmadı. Söz konusu müdahalelerin halk yararına hiçbir sonuç doğurmadığı, Brezilya’da ABD destekli meclis darbesi sonrasında iktidara gelen Temer’in neoliberal politikalarında net biçimde görülmüştür. Sendikaları hedef alan, emeklilerin durumunu kötüleştiren, eğitime harcanan payı düşüren, yağmur ormanlarını şirketlerin kullanımına açan politikaları sonrasında Temer, kitlesel protestolarla, grevlerle ve hapishane isyanlarıyla karşılanmış, halk desteği yüzde 10’un altına düşmüştür.

Bugün tüm kıtada gözlenebilen müdahaleye rağmen Venezuela’nın öne çıkıyor, daha çok konuşuluyor olmasının sebeplerinden biri de Chavez’le ifadesini bulan politikalardır. Darbe girişiminden sağcı çete örgütlenmesine, ekonomik sabotaj ve istikrarsızlaştırmaya kadar ABD’nin bilinen hemen tüm kirli/provokatif yöntemlerle çok boyutlu bir saldırı içinde olması, bir yanıyla gücünü gösteriyor gibiyse de diğer yanıyla tüm imkânlarına rağmen her şeye muktedir olmadığını, genelde ABD’nin özelde emperyalizmin gücünün sınırları olduğunu da gösteriyor.

Hugo Chavez döneminde yapılan toplumsal reformlar ve kamulaştırmalar genelde yoksulluk, özelde eğitim, sağlık, barınma vb. alanlarda halk yararına önemli sonuçlar doğurdu. Bu süreçte Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nin inisiyatifi ve kitle bağı arttı, mahalle meclisleri biçiminde taban örgütlenmeleri yaygınlaştı. Ancak buna rağmen ve parti kendini sosyalist olarak tanımlasa da ortada bir sosyalist iktidardan/programdan/ekonomiden söz etmek mümkün değil.

Maduro, “Bolivarcı devrimi radikalleştirmekten” söz ediyor. Bu amaçla, bir anayasa değişimini öngören Ulusal Kurucu Meclis seçimi yapıldı. Ancak biz, Venezuela’da olup biteni bir kalemde silip atmasak da sadece sosyalizmin değil Bolivarcı bir devrimin de olmadığını, bu çerçevedeki tanımlamaların yanlış yapıldığını düşünüyoruz.

İşbirlikçi/tekelci medyanın tüm yalanlarına ve manipülatif çabalarına rağmen protestoların arkasında ABD’nin olduğu, yaşanan kıtlıkların ekonomik sabotaj niteliğindeki yapay müdahalelerle sağlandığı, özellikle şirketlerin depolarına yapılan baskınlarda açıkça görülmüştür. Maduro yönetiminin, Nestle gibi büyük şirketlerin dahi stok sebebiyle depolarına el koyması ve amaçladığı anayasa değişikliği ile daha radikal adımlar atmaktan söz etmesi, belirli oranlarda kararlılığını gösterse de böyle bir geçişin devrimsiz neden olamayacağı gerçekliği ile yüzleşmekten kaçınamayacağını söylemek mümkün.

İlgili:  Başdanışman İlnur Çevik, Erdoğan'ın 'başına bela': Vah vah, ABD kaygı duyarmış...

Petrol her şeyin çaresi değildir

İşbirlikçi/tekelci medyanın en fazla konu ettiği meselelerden biri de Venezuela’nın petrol imkânlarıdır. Bu kanallardan, bunca petrole rağmen halkın yoksulluk çekmesinin sorumlusunun mevcut iktidar olduğu yönlendirmesi yapılıyor. Venezuela’nın dünyanın en fazla petrol rezervine sahip ülkesi olduğu doğrudur. Ancak teknik yetersizlikler vb. nedenlerle, sahip olunan rezervler oranında bir üretim söz konusu değil. Örneğin Suudi Arabistan ve Rusya günde 10 milyon varilin üzerinde petrol üretirken, Venezuela’da yalnızca 2 milyon varil civarında petrol üretilebiliyor. Bunun yanında bir de daha önce 150 doların üzerine çıkmış olan varil başına petrol fiyatlarının bugün 50 doların altına kadar düştüğü ve bu durumun Suudi Arabistan ve Rusya gibi ülkeleri dahi zora soktuğu düşünülürse, sorunun medyada çarpıtılandan çok daha farklı olduğu görülür.

Gerçekte bugün Maduro yönetimi gösterilmek istendiği gibi yalnız da değil, kıtada Küba’dan olduğu gibi Nikaragua ve Ekvador gibi ülke iktidarlarından da destek alıyor; aynı zamanda ABD karşıtlığını Rusya ile girilen ilişkilerde de gösteriyor. Örneğin ABD, Venezuela’da rejimi değiştirmek için bütçe ayırdığını ve kontrgerillayı desteklediğini gizlemezken, bunun karşısında Rusya ile Venezuela arasında çeşitli madenlerin aranması ve petrol çıkarılması da dahil kapsamlı bir ekonomik işbirliği anlaşması yapıldığı duyuruldu.

Venezuela’da devrim yok ama…

Venezuela’da bir devrim yok ama bu durum, yaşananları önemsiz kılmadığı gibi emperyalist saldırganlık karşısında kayıtsız kalmayı da gerektirmiyor. Sonuçta bugün yaşananlar, Chavez’den beri uygulanan halkçı politikalardan rahatsız olan Venezuela oligarşisinin ABD ile işbirliği yaparak Maduro’yu devirme çabasıdır. Onun karşısında ise örgütlü biçimde 20 bin halk meclisi dahil özellikle gecekondu halkı, yoksul kesimler vb. var.

İlgili:  Florida’da gece kulübüne yönelik saldırıda ölü sayısı 50'ye ulaştı

Hatırlanacak olursa 2002’deki darbede başkanlığa geçici olarak getirilen Estanga, ülkenin sermaye örgütünün başıydı. Dolayısıyla da yaşananlar sınıf savaşımıdır, emek-sermaye çelişmesinin özgün bir alanda yansımasıdır. Sınıf ayrımlarının daha keskin, emperyalizmin daha doğrudan ve açık bir rol oynadığı yerler olan Afrika, Asya ve Latin Amerika’da bu türden gelişmelerle daha sık karşılaşıldığını söylemek mümkün. Ancak yine de Latin Amerika’nın diğer coğrafyalardan farkı, orada sömürgecilik sürecinden bugüne mücadelenin kesintisiz bir seyir izlemiş olmasıdır.

Ülke ABD’nin fiili müdahalesi altındayken politik öncelik

Bugün ABD solu da dahil kimilerinin yaptığı gibi Maduro’nun eksiklerine ve yanlışlarına odaklanıp önceliği söz konusu sağcı rüzgarı teşhire vermemek, belki sorunların uzağında/üzerinde elit bir noktada “steril” siyaset yaparak “temiz” kalma şansı veriyor; ama ders veren bir edayla sınıflar mücadelesinin güncel gerekleri dışında kalmak da kimseyi sorumluluktan kurtarmıyor. Hatta yer yer Maduro’nun otoriterliği vb. öne çıkarılarak Venezuela oligarşisine objektif olarak destek verir duruma düşülüyor. Bu konuda, Suriye’de 2011’den beri yaşananlar veya Saddam dönemi Irak pratiği öğretici bir örnektir. Böyle anlarda, emperyalizmin ülkeye yönelik saldırganlığa içkin haldeki varlığı yok sayılarak “devrilmek istenenin olumsuz yanlarına odaklanmak” niyetten bağımsız olarak bu yaklaşım sahiplerini ABD’nin ve ülkedeki işbirlikçilerin yanına düşürür. Karşıdevrimi devrim gibi gösterme yanılgısı yaşanır ve yanlış yerde saf tutulur. Bu nedenle bugün süreç, eleştiri ile yetinip mesafe koymayı değil bir taraftan eleştirirken diğer taraftan ABD işbirlikçisi konumundaki müdahaleye karşı cesur ve açık bir tavır almayı gerektiriyor.

Evet, bugün Maduro’nun duruşu, ekonomi politikaları vb. için çok şey söylenebilir. Hatta bu, bir değerlendirme konusu olarak da görülmelidir. Ancak ülke, ABD’nin fiili müdahalesi altındayken politik önceliği emperyalizm ve oligarşi karşıtlığı oluşturmalıdır.

İlgili:  Çavuşoğlu: Büyükelçiliği adam gibi yapın, Kürtleri ateist yapmak istiyorlar

1989’da IMF’nin kemer sıkma politikalarına karşı yaşanan ayaklanmada nasıl ki emekçi yoksul halklar ve Venezuela oligarşisi/zenginleri karşı karşıya geldiyse bugün de yaşananların sınıfsal özü budur. Ve bugün eğer oligarşi yanlıları kazanırsa olan ezilen kesimlere yani işçilere, yoksullara olacak.

Bu, nadir rastlanacak özgün bir durumdur; Chavez’in seçim başarısı, oligarşinin devlet ve araçları üzerindeki kontrolünü belirli oranlarda zayıflattı. Ancak bu süreçte medya ve ekonomi de dahil olmak üzere kilit sektörler üzerindeki kontrol/etki devam etti. Bu özgün durum kavranmadığı takdirde gelişmelere yanlış bir noktadan yaklaşma olasılığı artar.

Venezuela’da yansıyan tüm olumlu görüntülere rağmen ortada bir paradoks var. Maduro’nun tabanı hâlâ ezilen yoksul kesimlerdir. Ve koşulların zorlamasıyla mevcut hükümet adına oluşan bürokrasi, halk denetimini olanaksızlaştırırken sermaye güçleri ile girilen tavize ve uzlaşmaya dayalı ilişkiler dengeyi oligarşi lehine bozuyor. Daha da önemlisi, oligarşi kazandığında yaşanacak olanlar, bir eksiği-yanlışı vb. değil halk adına bir felaketi/yıkımı işaret ediyor.

Venezuela Uzmanı Jorge Martin, oligarşinin Maduro’yu devirmeyi başarması halinde getireceği uygulamaları şöyle sıralıyor:

1) Kamu harcamalarını büyük ölçüde kesmek.
2) Kamu sektöründe toplu işten çıkarmalar düzenlemek.
3) Devrimin temel sosyal programlarını yok etmek. (sağlık, eğitim, emeklilik, konut vb.)
4) Kamu kaynaklarını hızla özelleştirmek, özellikle PDVSA petrol şirketini.
5) İşçi ve etnik-azınlık gruplarının haklarını kaldırmak
6) Chavez-Maduro hükümetlerinin himayesinde var olan ya da büyüyen işçi sınıfının örgütlerine saldırmak.

Bir benzerini Brezilya’daki iktidar değişimi sonrasında gördüğümüz bu tablo, küresel ekonomi politik bağlamında sürece bakabilmeyi, ABD’nin ısrarının arka planını ve sosyalist olmasa da bugün Venezuela’daki direnişin neden meşru olduğunu ve desteklenmesi gerektiğini gösteriyor.

Yayındayız

Sınıfsal Bakış

Sizin için Önerilenler

Yazarlar

Sınıfsal Bakış