Bizimle İletişime Geç

Yolculuk Blog

‘Kurtuluş yok tek başına’, sadece bir slogan mıydı? – Soner Erdoğan

“En büyük kötülük zorluklara karşı koymamak zafiyetinden gelir.” –GOETHE-

Ne kadar çoğaldılar. Geleceğini yurtdışında arayanlar. Bu ülkede artık yaşanmaz, çocuğumu böyle bir ülkede mi büyüteceğim diyen? Memleketi ele geçirdiler artık, hayat bize zor bu diyarlarda diye yakınan, kurtuluşu yurt dışında arayanlar. (Söz konusu olanın kurtuluş değil, olsa olsa hayatı daha çekilir kılacak bir aldanış olduğu ayrı bir yazı konusu) Nedenler çeşitli ancak hepsi mevcut iktidarın işgalci, asimilasyoncu politikalarıyla ilişkili temelde.

Kapağı dışarıya atmak için öne sürülen bütün bu nedenlerin temelsiz olduğu iddia edilemez. Tablo hiç aydınlık değil. Ülkede adalet yok, hukuk hiç olmadığı kadar ayaklar altına alınmış, iktidarın emir eri yapılmış durumda.

Muhalifseniz güvende değilsiniz, her an başınıza bir şey gelebilir, sonrasında derdinizi Marko Paşa’ya anlatın. O derece!

AKP kendi sermayesini, medyasını, bürokrasisini, yargısını, polisini, ordusunu, paramiliter gücünü oluşturmuş durumda ya da oluşturma yolunda. Karşıtına hayat hakkı tanımıyor, bir kulp takıp bertaraf ediyor.

Dinsel gericilik devletin bütün olanakları kullanılarak toplumsal yaşamın kılcallarına varıncaya değin sokuluyor.

Kadın olmak, hele hele İslami referanslara uygun yaşamayan kadın olmak hiç olmadığı kadar zor.

Ama tüm bunlar ortadayken çekip gitmek, ülkeyi bu nedenlerin yaratıcısı güce teslim etmek anlamına gelmiyor mu? Ben paçamı kurtarayım, gerisini kalanlar düşünsün demek değil mi?

“Herkes onur başına!..” denecek yerde, “benden sonra tufan” demek. Kalanlar/kalmayı düşünenler için vahvahlanmak üstelik. Nedir bu?

Hani hep bir ağızdan bağırıyorduk, “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” diye.

“Bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganı kararlılığımızın, mücadele azmimizin ifadesi değil miydi?

Yaşayıp yaşayacağımız bir hayat, onun kalanını da, “ellerin vatanı bize yurt oldu” türküsünü çığırarak mı geçireceğiz?

Sözüm hapishanelerde çürümek tehdidi altında yaşamak zorunda kalanlara değil şüphesiz. Ülkeden ayrılmak zorunda bırakılanlar, sürgün hayatına itilenleri konu dışında tutmak gerek. Hele ki davasını nerede olursa olsun sürdürüyor, mücadelenin bir parçası olmaktan geri durmuyorlarsa.

Korkmak, kaygılanmak anlaşılır. Hiç kimse de suçlanamaz bunun için. Ancak korku ve kaygılarının esiri olan insana diyeceğimiz var elbette. Çünkü insan korkularının, kaygılarının üstüne giderek insan oldu. Mağaralarda yaşayan atalarımız, vahşi hayvanlardan korkup dışarı çıkmasalardı uygarlık olmazdı.

Bugün insanlık değerleri diye ifade ettiğimiz ne varsa, korkularına kaygılarına teslim olmamış, onların üstüne cesaretle gitmiş insanların yüzü suyu hürmetine varlar. Küçük hesapları bir yana itmiş, bireysel gelecek kaygısının kendilerini kötürüm hale getirmesine izin vermemiş insanlardı onlar. Spartaküsler, Şeyh Bedrettinler, Nelson Mandelalar, Che Guaveralar, Mahirler, Denizler, İbolar, Mazlumlar…

Bu işgalci, asimilasyoncu zorbalığa karşı yapacağımız şey şu: Hayır diyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz, sevdamızdan, kavgamızdan, özgürlüğümüzden. Direnmek yaşamaktır diyeceğiz. Direnmek insan olmak, insan kalmak, güzel olmak için tek yolumuz.

Vazgeçmek ise teslim olmak, bencillik ve bireycilikle malul daracık bir dünyada küçülmek, insanlıktan vazgeçmek demek aslında. Vazgeçtiğimiz gün, yenilmişizdir. Kavga ederek yenilmek ise başka. Hatta “sert bir çarpışmadan sonraki yenilgi, devrimci değeri kolayca kazanılmış bir zafere eşit bir olaydır” (Engels) sözünün içerdiği anlamdaki gibi başımızın üstünde yeri var denebilir. Ancak vazgeçmek, insanlığımıza, özgürlüğümüze, onurumuza, sevdamıza, umudumuza sırt çevirmek demek. İnsanın kendisine ve ait olduğu topluma ihanet etmesi bir bakıma.

İnsanlık tarihinde, bu karanlık dönemde cesaretlerini yitirmeyerek, vazgeçmeyerek kavgasına, ülkesine sahip çıkanlar yer alacak. Vazgeçenler, sırt çevirenler belki yara almayacak ancak koskoca bir boşluk içinde yitip gidecekler…

“Kendi kendimizle yarışmadayız gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz
Ya yeryüzüne inecek ölüm.” (Nazım Hikmet)

Sınıfsal Bakış

Yolculuk Blog