Bizimle İletişime Geç

Bilim

Müfredat dışından evrime bakmak – Gülseli Kırgıl

‘Evrimsel Biyoloji, evrimin en doğal tanımlarından birinden ilerlemekte, canlıların nasıl ve ne ölçüde “değişim” geçirdiğini mekanizmalarıyla birlikte açıklamaktadır. İşte bu mekanizmalar evrimin temelini oluşturmaktadır’

Günümüzde bilime yönelik saldırılar artmakta, bilimin ve eğitimin dinselleştirilmesi yönündeki politikalara her geçen gün yenileri eklenmektedir. Dünya ölçeğinde de sıklıkla karşılaşabildiğimiz bu tip uygulamalar, ülkemizde de kendine fazlasıyla yer bulmakta. Bu gerici politikalardan en ciddi boyutlarda olanı “Hayatın Başlangıcı ve ünitesinin dersi müfredatından kaldırılması” yönündeki düzenleme oldu. Yapılan düzenleme ile dersi üç saatten iki saate düşürülecek, din dersleri iki saatten üç saate çıkarılacak, evrim konusu müfredattan çıkarılacak, okullarda mescit bulundurulması zorunlu hale getirilecek. İmam Hatip Ortaokulları için yapılan düzenlemeye göre ise “cihat” kavramı 7. sınıftan itibaren öğretim içerisinde yer alacak, yakın tarih ve darbe girişimi müfredat dahilinde anlatılacak.

Milli Bakanı İsmet Yılmaz konu ile ilgili yaptığı açıklamada “Bilim ne söylüyorsa biz onu takip edeceğiz. İlim midir, varsayım mıdır, kuramsal mıdır?” demişti. Yılmaz, yakın dönemde yaptığı bir başka açıklamada “Gereksiz konuları çıkardık, parçalanmış olan yerleri birleştirdik. Disiplinlerarası değişimi yaptık. Yani ‘Coğrafyada olması uygun değildir’ dediklerimizi biyolojiye aldık, fizikte olması uygun olmayan konuları kimyaya aldık veya ilkokulda olması uygun olmayan konuları ortaokula aldık. Hatta bazı konuları da orta öğretimde değil yükseköğretime alınması şeklinde bir tercihte, değerlendirmede bulunduk.” demiş ve Evrim konusunun müfredatına alınmayacağını belirtmişti.

Konu ile ilgili bir başka açıklama sözcüsü Numan Kurtulmuş’tan geldi. Kurtulmuş, “Evrim teorisi, bilimsel olarak eskimiş ve çürümüş bir teori. İlla müfredatta okutulacak bir şey yok.” dedi.

Talim ve Terbiye Kurulu başkanı Alparslan Durmuş ise, “tartışmalı konuları, öğrencilerin henüz kavrayabilecek bilimsel arka plana sahip olmadıkları kademelerde devre dışı bıraktık. Lise 9. sınıf biyoloji dersindeki ‘Hayatın Başlangıcı ve Evrim’ ünitesi de öğrenciler henüz bu öncüllere sahip olmadıkları için lisans eğitimine ertelendi.” dedi.

Yapılan düzenlemeler kamuoyu tarafından itirazla karşılandı. Düzenlemenin açıklanmasını izleyen ilk 10 günde Bakanlığa düzenlemelerle ilgili 112 bini aşkın şikâyet geldi. Bunların 5.600’ü evrimin müfredattan çıkarılması ve biyoloji dersi saatlerinde gidilen değişiklik kapsamında oldu.

Ne yazık ki bilime ve akademiye yönelik saldırılar bununla sınırlı kalmadı. İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümüne ait olan Botanik Anabilim Dalı binası ve Botanik Bahçesinin içinde bulunduğu arazinin 2015 yılında Diyanet İşleri Başkanlığına devredildiği ortaya çıktı. Yapılan açıklamalara göre bu devrin nedeni Osmanlı döneminde bu arazinin şeyhülislamlık olarak kullanılmasıydı. İstanbul Üniversitesi içerisinde Botanik Bahçesi ve bulunduğu arazinin bu tip bir tehdide açık olduğu uzun süredir konuşulmaktaydı. Ancak bu tehdidi Botanik Bahçesinin bulunduğu konum üzerinden değerlendirmek yerine içerisinde çoğu endemik olmak üzere 3 binden fazla bitki türü bulunan bir bahçeye ve biliminsanlarına sağladığı araştırma alanı dışında da nesli tükenmiş bitkilerin, evrime kanıt niteliğinde olan bitki fosillerinin saklandığı bir yer olan Herbaryuma karşı oluşturulmuş bir tehdit ve dolayısıyla da “bilime din üzerinden yapılan açık bir ” olarak görmek mecburiyetindeyiz.

Yine geçtiğimiz yıl Tabiat Tarihi Müzesindeki Primat (Evrim) Vitrininin kaldırılmasıyla gündeme gelen MTA, 2017 yılında da bir “evrim karşıtlığına” imza attı. Bu sefer de müzenin Doğa Tarihi ile ilgili panolarında bulunan “evrim” sözcükleri “gelişim” sözcüğü ile değiştirildi.

Ancak yıl içinde en çok gündem olan konu Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Evrim Teorisi hakkındaki açıklamaları oldu. Sancar, yaptığı açıklamada “Türkiye’de Evrimi ne zaman öğretelim kavgası beni çok kızdırdı. Türkiye’nin çok sorunu var. Bir krizden ötekine geçiyoruz. Ben allaha inanıyorum, Evrim olmuş olmamış fark etmez, inanan inanır, inanmayan inanmaz.” demiş ve bu açıklama ile biliminsanları tarafından çokça eleştirilmişti. Sancar daha sonra yaptığı açıklamada “Ben müslümanım ve allaha inanıyorum. Evrime inanmak diye bir şey yoktur. Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir. Suni kavgalar çıkarıp ülkemizi krizlere sürüklüyoruz. Bence bu suni kavga başka şeylerde olduğu gibi maalesef Amerika’dan ithaldir.” demişti.

Aslına bakılacak olursa, bu sözlerin eleştirisinin de Aziz Sancar üzerinden yürümemesi gerekiyor. Çünkü yukarıda net bir biçimde gözlemlediğimiz kavram ve düşünce karmaşası sadece Sancar’ın kendisine ait değil, yapılan araştırmalara göre Türkiye %60 gibi bir oranla Evrime en çok karşı çıkılan ülkeler sıralamasında ikinci sırada. Birinci sırada ise %75 oy oranı ile Suudi Arabistan yer almakta.

Evrim, toplum içerisinde ya yok sayılıyor, ya da “inanç” temelli sığ tartışmalarla sınırlandırılıyor. Oysa Evrim tüm bu anlatıların hiçbiri değil. Ne bir inanç, ne bir din ne de basit bir teori.

Evrim bu anlatılanlar değilse nedir?

Bunu tam anlamıyla kavrayabilmek için birçok kaynaktan yararlanmalı ve tanımları irdeleyerek evrimi ve Evrim Teorisini anlamalıyız.

Andrea Skybreak, “Evrim Bilimi ve Yaratılış Efsanesi” adlı kitabında Evrimi şu şekilde tanımlamakta: “Evrim, en temel anlamıyla ‘değişim’dir. Fakat yalnızca bir şey büyüğü, genişlediği ve çürüdüğü zaman olan nicel bir değişim türü değil, daha zengin ve karmaşık tipte nitel bir değişim, yenilik ve değişiklik, yani daha önce hiç var olmamış yeni şeyler üreten türde bir değişimdir. Ve evrim tekil şeylerin nasıl değiştiğinden çok, bütün sistemlerin zaman geçtikçe ve nesiller yenilendikçe nasıl değiştiğiyle ilgilidir.”

Evrimi açıklayan ve örneklendiren bir diğer tanım da evrimin hücresel değişikliklere bağlı olarak gerçekleştiğini gösteriyor: “Uzun zamanlar boyunca bazı türler çok az değişime uğrarken, aynı süre içinde bazı diğer organizmalar dramatik bir biçimde değiştiler. Değişmeler, varyant organizmaların daha iyi yaşadığı çevresel baskılara bir cevap olarak ortaya çıktı. Her ne kadar nadir hatalar bir miktar varyasyonun ortaya çıkışını sağlamış olsa da hücreler, genetik materyali kopyalamada kusursuz bir iş yaptıklarından kararlı kalma ve değişme işlevlerini birlikte gerçekleştirebilmektedirler. Özetle, eğer yeni bir varyant değişen şartlara bağlı olarak yaşama avantajı kazanırsa, bu varyant devamlılık sağlayarak eski formun yerini alabilir. Buna evrim diyoruz.”

Bir diğer tanımlama da şu şekilde: “Evrim devasa yapıdaki canlıların içerisindeki ufacık atomlardan oluşan moleküllerdeki ufacık değişimlerin, nesiller içinde ufak ufak birikimleriyle olur. Evrim, popülasyon içerisindeki genlerin dağılım sıklığındaki değişimdir. Bu noktada önemli olan var olan varyasyonların (tür içi çeşitlilik) var olan çevre koşullarına göre ayakta kalması veya elenmesi, böylece kendini tanımlayan genleri daha fazla aktarması veya aktaramamasıdır.”

Şimdilerde kabul gören bilimsel tanım ise şöyle: “Evrim, canlı popülasyonları içerisindeki gen ve özellik dağılımlarının nesiller içindeki değişimidir.”

Tüm bu değişimler gözle görülebilir fiziksel değişimler olmaktan çok evrimsel analiz yöntemleriyle gözlenebilen değişimlerdir. Evrimsel analiz bağlamında en çok bahsi geçmesi gereken bilim dalı ise hiç şüphesiz “Evrimsel Biyoloji” olacaktır.

Evrimsel Biyoloji, evrimin en doğal tanımlarından birinden ilerlemekte, canlıların nasıl ve ne ölçüde “değişim” geçirdiğini mekanizmalarıyla birlikte açıklamaktadır. İşte bu mekanizmalar evrimin temelini oluşturmaktadır. Evrimin neden, nasıl ve hangi şartlarda gerçekleştiğini açıklayan Evrim Teorisi ise eklenen yeni araştırmalarla büyümekte, güçlenmekte ve doğanın en sarsılmaz gerçeğini açıklamaya devam etmekte ve biliyoruz ki biliminsanların çabalarıyla, onların ekledikleri her bir bilgiyle birlikte güçlenmeye devam edecektir.

“Evrim’in ışığı olmaksızın Biyoloji’de hiçbir şeyin anlamı yoktur.”

Theodozius Dobzhansky

Bu yazı ilk olarak Gazetesi’nin 19. sayısında yayımlanmıştır.

İlgili:  TÜBİTAK'ın 'bilimsel' etkinlik kriteri: Proje etkinliğinde kıble ve seccade şartı!

Yayındayız

Sınıfsal Bakış

Sizin için Önerilenler

Yazarlar

Bilim