Bizimle İletişime Geç

Manşet

Sadece Blair mi, hepiniz ordaydınız be! – Soner Erdoğan

“Yapamayacağım ve yapmayacağım şey, yanlış kararı aldığımızı söylemek olur. İnanıyorum ki doğru kararı verdim ve dünya bunun sonucunda bugün çok daha iyi ve çok daha güvenli.”

Bu sözler kendisi hakkında hazırlanan Chilcot raporunun açıklanması sonrası yaptığı basın toplantısı sırasında Tonny Blair tarafından sarfedildi. Blair 2003 yılı Mart’ında göstermelik bir uluslararası koalisyon eşliğinde ancak temel olarak Amerika ile birlikte Irak’ı işgal eden ikinci ana ülke olan Britanya’nın başbakanı ve İşçi Partisi’nin lideriydi.

Raporun içeriğine geçmeden önce Blair’in girişte alıntıladığımız sözlerine dair iki kelam edelim.

“İşgal sonrasında dünya bugün çok daha iyi ve çok daha güvenli” sözü “insanların zekasına hakaret etme”nin en pespaye örneklerinden biri olarak tarihe geçecek türden gerçekten. Sadece bu söz bile Blair’in nasıl bir sahtekar olduğunu ortaya koyar mahiyette aslında. Dünyayı -muhtemelen Blair’in kendisi gibi- Avrupa ve Amerika’nın oluşturduğu Kuzey Yarımküre’den ibaret gören Oryantalist bakış açısı sahipleri açısından bile aptalca bulunabilir bu sözler. Kim Kuzey Yarımküre’nin güvenli bir yer olduğundan bahsedebilir günümüzde. Hele Avrupa ve Amerika’nın en önemli merkezlerinde sayısız saldırının yaşanması sonrası, insanların ‘nerede saldırı olacak’ korkusu altında paranoya içinde yaşadığı bugünlerde.

2003 yılında işgal edilen Irak, bugün hemen her köşesinde bombaların patladığı, mezhepler, etnik kimlikler arasında dönem dönem iç savaşların ya da büyük gerilimlerin yaşandığı, 1/3’ünün İŞİD tarafından kontrol edildiği, fiilen Kürtler, Şiiler ve Sünniler arasında üçe bölünmüş bir ülke durumunda. Yüzbinlerce sivil öldü/katledildi. 2003 yılından bu yana Irak işgalinin tetiklediği gerilimlerin Ortadoğu ve dünyada ne tür sonuçlara yol açtığı artık tartışma götürmez gerçekler. İşte böyle bir dünyanın çok daha iyi ve çok daha güvenli olduğunu söylüyor Blair.

Şimdi rapora geçelim. 6 Temmuz günü açıklanan rapora ilişkin yapılan açıklamada komisyonun 2001 ve 2009 yılları arasındaki Britanya’nın Irak politikasına ilişkin değerlendirme amacıyla kurulduğu belirtilmiş. Saddam’ın BM tarafından getirilen yükümlülüklere aykırı olarak kendi insanlarını öldüren, baskı altında tutan, komşu ülkelere saldıran vahşi bir diktatör olduğu belirtilen açıklamada komisyonun tüm bunlara rağmen temelde Irak’ın işgalinin gerekli ve haklı, ve yeterli hazırlığa dayalı olarak yapılıp yapılmadığını sorguladığı belirtiliyor.
Bu sorulara verilen yanıtlar ve açıklamada öne çıkan noktalar kısaca şöyle:

“Britanya’nın Irak işgaline katılma kararı alınmadan önce barışçıl yollar tükenmemişti. O dönem askeri harekat son çare değildi.”

“Irak’ın kitle imha silahlarının risk teşkil ettiği yönünde bir hükme varmanın haklı bir gerekçesi yoktu.”

“Açık uyarılara rağmen işgalin yol açacağı sonuçlar önemsenmedi. Saddam Hüseyin sonrası Irak için hazırlıklar ve planlar bütünüyle yetersizdi.”

“Britanya’nın Irak politikası kusurlu istihbarata dayalıydı. İstihbarat sorgulanmalıydı ancak bu yapılmadı.”

“Dönemin başbakanı Tony Blair’in, ‘Irak’ta işgal sonrası yaşanacak problemler önceden bilinemezdi’ şeklindeki görüşü doğru değildi. Irak’ta iç savaş ve El Kaide’nin faaliyet gösterme riski olduğu yolunda uyarılar vardı.”

“Tony Blair, daha 28 Temmuz 2002’de dönemin ABD Başkanı George W Bush’a gönderdiği bir mektupta, ‘Ne olursa olsun, seninleyim’ diye yazdı.”

“Irak’ta işgal ve istikrarsızlık sonucu Temmuz 2009 tarihi itibarı ile en az 150 bin Iraklı, muhtemelen çok daha fazlası, hayatını kaybetti. Ölenlerin çoğu sivildi. Bir milyondan fazla kişi de evsiz kaldı. Irak halkı çok acı çekti.”

Son derece hacimli bu raporun incelenmesi zaman alacak kuşkusuz. Ancak ortaya çıkan ilk sonuçlara bağlı olarak şunları söylemek mümkün:

  • Öncelikle bu raporun parlamentoya bağlı bir komisyon tarafından hazırlandığını akılda tutmak ve dolayısıyla objektifliğine ilişkin bütünüyle şüphede olmak gerek.
  • Rapor çoğunlukla devletin sunduğu belgeler üzerinden şekillendirildiği için, sürecin bazı noktalarının gizlendiğine kesin gözüyle bakılmalıdır. Britanya Dışişleri Bakanlığı’nın Blair ve dönemin ABD Başkanı Bush arasındaki telefon görüşmelerine ulaşmaya izin vermemesi bunun en belirgin kanıtı olarak ifade edilebilir.
  • Milyonlarca insanın devasa gösterilerde karşı çıktığını haykırmasına rağmen ortak olunan Irak İşgali’nin faturası Britanya’nın bugün en nefret edilen politik figürlerinden biri olan Tonny Blair’e çıkarılarak aslında sistemin sorumluluğu örtülmeye çalışılıyor.
  • Irak işgali demokrasi, insan hakları kisvesi altında tamamen emperyalist çıkarlar, hesaplar zemininde gerçekleştirildi. Emperyalizm tekellerin varlığından ayrı düşünülemez. Bu noktada Irak işgali tekelci sermayenin doymak bilmez kar hırsının bir türevidir. Bu tür raporlar, işgaller, katliamlar vs. gibi suçları böylesi kötü sonuçları öngöremeyen ihtiraslı politikacıların ürünüymüş gibi sunmaktadır. Böylece emperyalist çıkarların, tekelci ihtirasların süreç üzerindeki belirleyici rolü kamufle edilmektedir.
  • Ancak her şeye rağmen rapor, bundan sonra bu yönlü kararların alınmasını, meşrulaştırılmasını zorlaştıran yanı itibarıyle barış hareketinin, savaş karşıtı duruşun bir başarısı olarak da okunmalıdır. Geniş kitlelerin işgalin emperyalist çıkarlarla ilişkisini açıkça ortaya koyan duruşunun yarattığı basınç sisteme, normalde hiç istemeyeceği bir adımı attırmak zorunda kalmıştır.
  • Irak işgali ve işlenen suçlardan birinci dereceden emperyalist kapitalist sistem sorumludur. Bugün dünyamızda yaşanan hemen bütün suçlardan sorumlu olduğu gibi…
Yorumlar
Yorum Yap

Sınıfsal Bakış

Manşet