Bizimle İletişime Geç

Yolculuk Blog

SÖYLEŞİ | Esra Özakça ve Necla Turgut: Bir hücre daha ölmesinler!

Esra Özakça ve Necla Turgut, açlık grevlerini; Yüksel direnişini ve gelinen aşamayı Yolculuk’a konuştu

OHAL’e dayandırılan Kanun Hükümünde Kararnameler ile işlerdinden atılan ve uzun günlerdir işleri için direnen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın serbest bırakılması ve taleplerinin kabul edilmesi için açlık grevinde bulunan Yüksel direnişçisi Esra Özakça ve KESK içerisinde Nuriye ve Semih için daha etkili eylem talebiyle açlık grevine başlayan Necla Turgut, süreci ve gelinen aşamayı Yolculuk’a anlattı.

Necla Turgut: Bir hücre daha ölmesinler, ben onlara hücre olayım belki hücreler çoğalır

-Neden KESK içerisinde açlık grevi yapıyorsunuz?

Çünkü sorumluluk hissediyorum. Bu sorumluluğun paylaşımının yani Nuriye ile Semih nezdinde Yüksel direnişçilerinin yüklerinin paylaşılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Onların açlık grevinin 133. gününde ben açlık grevine başladım. Bir hücre daha ölmesinler, ben onlara hücre olayım, belki de böylelikle hücreler çoğalır diye.

Eylemi yeri olarak sendikama geldim çünkü genel merkez Yüksel’e yakın ve durumun aciliyeti oldukça fazla.  Yöneticilerin KESK merkezinde olması itibariyle, böyle bir eylemin yapılmasının kamu üzerinde daha farklı bir etki yaratacağı inancına vardım. KESK yöneticilerimiz ile sendikal mücadele anlayışımızın aynı çerçeve içerisinde olmadığını farkettim. Oysa üzerimize düşen sorumluluğu yapmak zorundaydık. Bütün sorumluluk Nuriye ve Semih ile Yüksel direnişçilerinin omuzlarına yıkıldı. Biz de alanlara çıktık ama sürdürülebilirliği yoktu ve baskı ile geri çekildik. Bu kriz sürecinde ve bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündük. Ortada Nuriye ve Semih nezdinde bütün kamu emekçilerine yönelik bir saldırı var. Yani onların kazanması hepimizin kazanması anlamına geliyor.

İlgili:  'Ölürüm Türkiyem'in aslının Kürtçe bir ezgi olduğu ortaya çıktı

Pazartesi günü gelip görüştüğümde size döneceğiz dediler, telefonumu aldılar, Nuriye ve Semih’le ilgili kararlar alacaklarını ve toplantı yapacaklarını söylediler. Birbirini engelleyen değil aksine zenginleştiren eylemlerin olabileceğini ve kendi adıma eylem yapmakta ısrarcı olduğumu ifade ettim.  Çarşamba günü geldiğimde ise bütün KESK yönetiminin içinde olduğu bir toplantıya çağrıldım ve eylemimi kabul etmeyeceklerini söylediler

-Gerekçe olarak ne belirtildi?

İlk olarak genel merkezin bir eylem alanı olmadığını ve ikinci olarak da bir eylemin yapılabilmesi için bütün sendika organlarından karar çıkması gerektiğini söylediler. Bende bireysel eylem yapacağımı söyledim. “Bizim açlık grevine karşı çıkan bir tabanımız var ve biz burada böyle bir eyleme izin verdiğimiz zaman KESK açlık grevini savunuyor algısı oluşacak” dediler. Açıklama yapabileceklerini söyledim ve ben eyleme başladığımda bunu bir işgal olarak algılayacaklarını belirttiler. Bu eylemi yapacaktım çünkü kendi adıma sorumluluk hissediyordum.

-Size göre sendika bu süreçte neler yapmalıydı?

Sonuçta bende bir yönetici olarak sürecin içerisindeyim. 15 Temmuz’dan sonra, özellikle eylül ayında açığa almalara ilişkin genel toplantılar yapıldı. Sürekli olan, somut kazanımlı ve kesintisiz bir program içerisinde bu KHK’lara karşı öneriler sunuldu. İki tane emek yürüyüşüne katıldım. Bu eylemleri ise polisin belirlediği çerçeve içerisinde yapabildik, bir kararlı duruş sergileyemeyip geri çekildik. Dolayısıyla bu şekilde sürecin karşılanamayacağını düşündüm; sonuçta bizim sendikamız ülkede faşizm tahlili yapıyor ve eğer bu tahlili yapıyorsa, buna uygun bir direniş ağı örgütlenmeli. “Faşizme karşı uzlaşarak değil direnerek karşı çıkabilirsiniz” dedik. Yönetim de Nuriye ve Semih için toplantıda kararlar alacaklarını söylediler. ‘Mesela ne gibi’ diye sorunca, İstanbul’da zaten var olan Nuriye ve Semih için Dayanışma’nın açlık grevinin 137. Günü için olan eylem kararına çağrı yapıldığını, görüşme halinde olduklarını ve takvim çıkaracaklarını söylediler.

İlgili:  Merkel, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin genişletilmesini veto etme yönünde ilk adımı attı

-Bu süreçte sendikal mücadele alanından nasıl baskı unsuru oluşturulabilirdi?

Gelin, bireysel eylem yapmaktansa kolektif eylem programları çıkaralım dedim. Öncelikle yöneticilerin irade koyması gerekir. Yakın bir örnek olarak, Kılıçdaroğlu yürüyünce arkasında binler yürüdü. Bu nedenle yöneticiler daha fazla sorumluluk almalıdır. 15 Aralık Ankara Yürüyüşü’nden sonra TÜM BEL-SEN genel merkezinde, o zamanki eş başkanımız Şaziye Köse, “açlık grevi bizim son barutumuz, onu kullanmayalım” dedi. İlla herkesin açlık grevi yapması gerekmiyor. Yüksel de sahiplenilebilir bir alandır.

-Sendika tarafından neler önerildi?

Alanlara çıkın dediler, zaten çıkılıyor. Bunun dışında neler yapılacağı konusunda açıklama yok, program yapıyoruz dediler ama henüz oluşturulmadı. Bana açıklama yapmalarını istediğimde “sizin yapacağınız şeyler bizi provoke edebilir” dediler. Bütün bunların sonucunda eylem kararımı deklare edeceğimi söylediğimde de bana kapıyı gösterdiler.

-İnsanlar direnişe destek olabilmek için ne yapmalılar?

Her gün Yüksel’e saldırıyorlar. Devletin ayrıştırma politikası var. Direnişçilerin taleplerini bütün dünya duydu. Nuriye ve Semih’in talepleri hepimiz tarafından dillendirilirse daha büyük bir etki yaratılır. Yüksel’i ve Nuriye ile Semih’i savunacaksak alanı sahiplenelim. Korku insana aittir ama onunla başa çıkmak da insani bir eylemdir, bunu deneyelim. Belki de duyulan gözaltına alınacağız, işkence göreceğiz gibi endişelerdir.

Esra Özakça: Korkular aşılabilir şeylerdir, Yüksel’i sahiplenelim

Ev hapsi aşaması ve direnişe destek bağlamında siz neler söylemek istersiniz?

Necla hocanın belirttiği üzere, ben de Yüksel’in sahiplenilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu kadar büyük baskı ve yasaklama varsa, biz zaten biliyoruz ki çok iyi iş yapıyoruz. Valilik bile bize özel yasaklamalar çıkarıyor ki bu üç oldu sanırım. Yasaklar değil direnişler kazanacak. Tarih boyunca yasaklar ve diktatörler değil, direnenler hatırlandılar. Aslında düşününce eylem ve etkinlik çok ama bir araya gelmemiz daha önemli.

İlgili:  Devrimci Gençlik: Gerçekle başa çıkamazsınız, hayır biz kazandık!

Herkesi Nuriye ve Semih’i sahiplenmeye bekliyoruz. Korkular aşılabilecek şeylerdir. Bugün faşizmle yönetiliyoruz ve yapılan her şey bir bedel gerektiriyor ama yapmadığımız şeyler daha fazla bedel getirecek. Yani faşizmle yaşamanın kaçınılmaz bir bedeli var.

Nuriye ve Semih’e sahip çıkmazsak, kendi hayatımızın sorumluluklarından da vazgeçmiş oluruz. Direnişin ruhu bitmedi, sürüyor.

-Son olarak bütün direnişçilerin sağlık durumları nasıl ? 

Ben açlık grevimin 60. günündeyim çok çabuk yoruluyorum, bacaklarımda duyu kayıplarım var. Reflekslerim zayıfladı, safra kesesinde çamurlaşmam var, diş etlerim çekildi, diş sinirlerim açığa çıktı ve bu da beni su içerken rahatsız ediyor. İshal problemim var ve 60 gündür devam ediyor; bu da mineral ve kilo kaybında hızlanmaya neden oluyor. Nuriye ve Semih’te de kas ve boyun ağrıları var, yürümeye dirençleri kalmamış durumda.

Biz ev hapsini de çöpe atacağız, OHAL’leri attığımız gibi. KHK’lerin yükünü omuzlamak Nuriye ve Semih’e düştü ama gelin bu yükü hep birlikte paylaşalım. Biz ev hapsini de çöpe atarsak milyonları etkileyecek şekilde bütünleşebiliriz. Ev hapsine karşı direnişi de mutlaka büyüteceğiz.

Acun hoca ise kendi özgür ruhuna atıfta bulunarak “Kelepçenin ağırlığını kalbimde taşıyorum” diyor. Özgür bir ruha kelepçe vurulamaz ya, ona işte o ağır geliyor aslında.

Bir yandan da insanlık onuru ayıbı var. Bu insanların kendi evlerini hapishaneye çeviriyorsunuz. Bunu da boşa çıkartacağımıza inanıyoruz. Hiç bitmeyen bir enerjimiz var. Polisiyle, medyasıyla saldırsalar da; dava açıp, kelepçe takıp, zindana atsalar da Nuriye ve Semih her yerde. Ve bu gerçekten müthiş bir güç.

Yayındayız

Sınıfsal Bakış

Sizin için Önerilenler

Yazarlar

Yolculuk Blog