Bizimle İletişime Geç

Dünya

SÖYLEŞİ | Selim Sezer: Hamas’ın yeni siyaset metni, batı dünyasına verilmiş bir mesaj

Siyaset bilimci Doç Dr. Selim Sezer ile Hamas’ın siyasi program değişikliğini ve Filistinli Esirler Günü’nde işgal devleti zindanlarındaki 1600 Filistinli direnişçi tarafından başlatılan açlık grevi üzerine konuştuk

Filistin mücadelesinde son zamanlarda yaşanan başlıca gelişmeler olan Hamas’ın siyasi program değişikliğini ve Filistinli Esirler Günü’nde işgal devleti zindanlarındaki 1600 Filistinli direnişçi tarafından başlatılan açlık grevi konularını siyaset bilimci Doç Dr. Selim Sezer ile konuştuğumuz söyleşiyi okurlarımıza sunuyoruz.

Yolculuk: Hamas 1988 bildirisini neden değiştirdi? Başlıca ’67 sınırlarının tanınması’, ‘İhvan ile resmi bağın koparılması’ ve ‘mücadelenin Yahudilere değil işgalcilere karşı yürütülmesi’ gibi revizyonlar iç ve dış dinamikler bağlamında ne anlama geliyor?

Selim Sezer: Geçtiğimiz günlerde Abdülbari Atvan bu konuyu ele alan bir değerlendirmesinde, Hamas’ın yeni siyaset belgesini doğru şekilde yorumlamanın anahtarının, böyle bir belgeye neden ihtiyaç duyulduğu ve belgenin kime hitap ettiği sorusunu sormak olduğunu yazdı.

Gerçekten de belgenin başlıca temaları ve değişiklikleri, Filistin dışındaki bölgesel ve uluslararası aktörlere verilmiş birer mesaj gibi görünüyor. Örneğin İhvan ile resmi bağın koparılması kuşkusuz Mısır’a verilmiş bir mesajdır. Sisi rejiminin 3 Temmuz 2013 darbesiyle tesis edilmesinden bu yana izlediği Gazze ve Hamas politikasının hayli olumsuz olduğunu biliyoruz. Bu bir yönüyle Sisi rejiminin bölgesel ve küresel jeopolitik denklemde yer aldığı noktayla da ilgilidir, ancak tünelleri yıkmaya kadar varan bu politikanın sebeplerinden bir diğeri, hatta belki de birincisi, Hamas’ın Mısır’da darbeyle devrilen Müslüman Kardeşler hareketinin Filistin kolu olmasıdır.

Diğer taraftan Mısır’ın Filistin sorununda rol oynamaya ve manevra yapmaya imkan veren tarihsel bir konumda bulunması, halen – 2013 darbesinden sonra gerçekleşen 2014 Gazze Savaşı örneğinde olduğu gibi – ateşkes görüşmelerine ev sahipliği yapabilmesi, yahut daha genel olarak Arap dünyası genelinde Mısır’ın “Dünyanın Annesi” tanımlamasıyla ifade edilen merkezi konumu ve rolü gibi sebeplerden ötürü Hamas, özellikle de Mısır’la hemhudut olan Gazze’de hükümet konumundayken Mısır’la iyi geçinmek zorundadır. Bu zorunluluk da Halid Meşal’in “ideolojik olarak İhvan ekolündeniz” şerhiyle birlikte ifade ettiği kurumsal kopuşu beraberinde getirmiştir.

Diğer iki önemli değişiklik, yani muğlak ve anlaşılmaz bir ifadeyle, yahut farklı yorumlara açık bir ifadeyle ‘67 sınırlarının tanınmasına yeşil ışık yakılması ve Yahudilerle savaşın yerini Siyonist işgal ve kolonizasyona karşı mücadelenin alması, hatta demokrasi, çoğulculuk, farklı inançların bir arada yaşaması gibi, pek çok kesimin üzerinde ortaklaşacağı ve olumlu karşılayacağı, ancak son tahlilde Batı liberal kapitalizminin değerleri arasında yer alan ifadelerin metne girişi, öncelikle Batı dünyasına verilmiş bir mesaj gibi görünüyor.

Kavramların birbirine karıştığı bir dünyada bunu çekincelerle birlikte söyleyecek olsam da, bunun bir bakıma “Radikal İslam”dan “Ilımlı İslam”a geçişin habercisi olduğu da söylenebilir. Bu geçişin uzun vadedeki amacı ise ABD ve Avrupa Birliği’nin “terör” listelerinden çıkmak ve olası bir uluslararası çözüm girişiminde kendisini taraf olarak uluslararası topluma kabul ettirmek olabilir.

Bugün Avrupa Birliği, Rusya ve hatta bir düzeyde ABD’nin 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm konusunda konsensüse varma yolunda olduğu düşünüldüğünde, parçalar birbirine daha iyi bağlanmaktadır.

Öte yandan bu bildiriyi sadece dış faktörlerle de açıklamamak gerekir. Bildirinin “İsrail’le uzlaşma” anlamına gelip gelmediği konusunda tartışmaya bolca yer vardır, ancak bunun bir Filistinliler arası uzlaşı niteliği taşıdığı kesin gibi görünüyor. Bunu da iki ayrı düzlemde söylüyorum.

Birincisi, Hamas’ın kendi içerisinde uzun zamandan beri görüş ayrılıklarının olduğu biliniyor. Adı konulmamış iki kanattan birinin İran-Hizbullah çizgisine, diğerinin Katar-Türkiye çizgisine yakın olduğunu söylemek mümkün. Metnin giriş kısmında bahsedilen “iki yıllık derin tartışmaların arkasından varılan konsensüs”, işte bu iki adı konulmamış kanadın, yahut iki çizginin bir orta yolda buluşması sonucunu üretmiş görünüyor. Lakin bu orta yol bazı bakımlardan eklektik de duruyor.

İkinci düzlem ise Hamas’ın yeni belgeyle kendisi dışındaki Filistinli gruplarla daha fazla işbirliğine zemin sunması ve bunun için çağrı yapması. Bu sadece 1967 sınırlarındaki Filistin devleti için kullanılan “ulusal konsensüs” ifadesi için geçerli değil; bu ruh, metnin pek çok başka yerine de sinmiş. Lakin metnin böyle bir gruplar arası uzlaşmaya yol açıp açmayacağını, açacaksa da bunun hayra mı yoksa şerre mi vesile olacağını zaman gösterecektir.

Yolculuk: Doha’da deklare edilen yeni bildiri, işlevsiz ama uluslararası alanda tanınan FKÖ’ye yakınlaşma hamlesi olarak da yorumlanıyor. Yeni bildirinin, Filistin mücadelesini bölgesel-küresel aktörlere bağımlı bir mesele haline getiren şartlarla nasıl bir ilişkisi kurulabilir?

Selim Sezer: Aslında son bahsettiğimiz nokta buna işaret ediyor. Metin FKÖ’ye karşı genel olarak pozitif denebilecek bir tutum içerisinde ve aynı zamanda bir uzlaşı zemini sunuyor. Hamas’ın 1988 tarihli tüzüğü de FKÖ’ye karşı olumlu bir yaklaşım içindeydi, hatta FKÖ-Hamas ilişkisini bir baba-oğul ilişkisi olarak tanımlıyordu. Fakat aynı zamanda aynı mücadele içinde bir araya gelmek için FKÖ’nün “İslam’ın yoluna girmesi” şartı getiriyordu. Yeni metinde ise böyle bir referans bulunmuyor.

Bununla birlikte 1988 yılından bugüne kadar çok şey değişti. Oslo süreciyle birlikte FKÖ, özellikle de FKÖ’nün ana gücü olan El Fetih ve onların kontrolündeki Ramallah yönetimi önce uzlaşı, ardından teslimiyet ve en sonunda İsrail’le işbirliği çizgisine girerken, Hamas İkinci İntifada’yla birlikte Filistin’in yükselen direniş gücü haline geldi. Diğer yandan 2006 seçimlerinden sonra Ramallah’ta El Fetih, Gazze’de Hamas kontrolünde olan iki ayrı hükümet ortaya çıktı ve her iki örgüt de kendi kontrol bölgelerinde diğerine ağır baskı uyguladı.

Bugün Filistin halkının her şeyden önce birliğe ihtiyacı var, bu kesin. Ancak bu birliğin önünde engel teşkil eden çok fazla şey olduğu gibi, El Fetih ile “El Fetih’leşme” yoluna girmiş, ya da bu yola girme potansiyeli olan bir Hamas’ın birliğinin faydaları olacağı kadar büyük riskleri de barındıracağını gözden kaçırmamak gerekir.

Öte yandan orta-uzun vadede Hamas’ın uluslararası temsiliyet ve muhatap kabul edilme bakımından FKÖ’nün yerini alma arayışında olduğu varsayımı da akla yatkın olacaktır. Tüm bu koşullar altında ihtiyaç duyulan şey, geri sonuçlar üretebilecek bir FKÖ-Hamas işbirliğinden ziyade, FKÖ’nün Hamas’ı ve İslami Cihad’ı da içine alacak şekilde, daha demokratik tarzda ve direniş çizgisi içinde yeniden yapılanması olacaktır.

Yolculuk: Hizbullah ‘topraktan vazgeçen bir direnişi tanımıyoruz’ diyerek net bir yorumda bulundu. Bu program değişiminin ardından hem Direniş Ekseninin hem de NATO-Körfez ittifakının Filistin siyasetine yaklaşımında gelecek süreçte neler olabilir?

Selim Sezer: Hizbullah Lübnanlı bir hareket olmakla birlikte amacını yalnızca Lübnan’ın İsrail işgaline karşı savunulması değil aynı zamanda bütün Filistin’in özgürleştirilmesi olarak tanımlıyor. Bir sonraki savaşın işgal altındaki Filistin topraklarında olacağının ilan edilmesi, bir askeri stratejinin ötesinde, böyle bir siyasi ve felsefi yönelimin de sonucudur. Hizbullah böyle bir politika benimsemişken, Filistinli bir örgütün Filistin’in tamamını özgürleştirmekten vazgeçme olarak yorumlanmaya açık bir politikayı ilan etmesi elbette Lübnan Direnişi açısından tepki ve kırgınlıkla karşılanmıştır. Tabi burada Suriye çatışmasından ileri gelen tepki ve kırgınlık da önemli bir rol oynuyor.

Hamas’ın yeni siyaset belgesinde Filistin dışındaki konulara herhangi bir referans olmaması bir anlamda Suriye çatışmasında yeniden tarafsızlık çizgisine dönüş olarak da yorumlanabilir, hatta İhvan’la organik bağın kesilmesi de bir de bu perspektiften okunabilir. Öte yandan Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın her zaman Hizbullah’la işbirliğinden yana olması ve siyasi kanatta da bu tür eğilimlerin var olması, Hamas-Hizbullah ilişkilerinin onarılması için bir potansiyelin bulunduğunu gösteriyor. Ne var ki bu zaman alacaktır ve yeni siyaset belgesi işleri bir nebze daha zorlaştırmıştır.

NATO-Körfez ittifakının yaklaşımında yakın vadede bir değişim beklemiyorum. Özellikle NATO ülkeleri uzun bir süre boyunca Hamas’ı muhatap almayacaktır. Ancak Körfez ülkelerinin, özellikle de Suudi Arabistan’ın tedrici olarak Hamas’ı kendi etki alanına almayı denemesi ihtimal dahilindedir. Bunu yapmayı tercih etmeleri halinde özellikle finansal araçları devreye sokacaklardır.

2014 Gazze Savaşı’ndan sonra yeniden inşa için ihtiyaç duyulan paranın bir kısmı Riyad’dan geldi. Uzak olmayan bir gelecekte patlak vermesi gayet muhtemel olan yeni bir savaştan sonra bunun artması beklenebilir. Parayı veren her zaman siyasete de yön verir. Nitekim Katar’ın yıllardır Hamas’a sunduğu finansmanla Hamas’ın merkezini Doha’ya taşıması ve politik çizgisinin Katar’ın siyasetiyle giderek daha uyumlu hale gelmesi arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi bulunuyor. Benzer bir durum elbette Türkiye-Hamas ilişkileri için de geçerli.

Yolculuk: Filistin’de daimi önderlik sorunu, işgal rejiminin saldırılarının artması ve Filistin Yönetimi’nin ‘güvenlik işbirliği’ politikaları doğrultusunda 1600 Filistinli esir birleşik açlık grevine başladı. Filistin mücadelesinin liderlerinin de dahil olduğu bu direniş nasıl değerlendirilebilir, sonuçları neler olabilir?

Selim Sezer: 17 Nisan Filistinli esirler gününde başlayan açlık grevi, Filistin topraklarında son yıllarda gerçekleşen en büyük sivil direniş eylemini ifade ediyor. Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Filistinliler için yaşamı her geçen gün daha da katlanılamaz hale getiren İsrail rejimi, aynı zamanda da keyfi “idari tutukluluk” uygulamalarından aile ziyaretlerinin yasaklanmasına kadar bir dizi saldırıyla hapishanelerdeki yaşamı da giderek daha katlanılmaz hale geliyordu. Tabi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te her gece rutin olarak gerçekleşen baskınlar sonucunda hapishane nüfusuna da her gün 10-15 Filistinlinin eklendiğini buna eklemek gerekir.

Bir ayı doldurma yolunda olan bu açlık grevi besbelli ki Tel Aviv rejiminde ciddi bir huzursuzluğa yol açtı ve şu andaki dayanışma korunabilirse, bu sürecin sonunda İsrail önemli tavizler vermek zorunda kalacaktır. Diğer yandan bu grevin bir diğer özelliği de, farklı siyasi grupları eylem birliği içinde bir araya getirmiş olması.

Siyasi grupların yöneticilerinin kendi aralarındaki pazarlıklarla bu grupların üyesi olan direnişçilerin eylem birliği içinde bir araya gelmesi arasında dev bir fark vardır. Bir başka deyişle, Ramallah hükümetine Hamas’tan, yahut Gazze hükümetine El Fetih’ten 3 bakan verilmesi Filistin halkı için hiçbir şey ifade etmeyebilir, ancak Hamas, El Fetih, FHKC, Demokratik Cephe, İslami Cihad üyelerinin işgalciye karşı boş mideleriyle tek yumruk olması Filistin halkı için çok şey ifade ediyor. Bu açıdan bakıldığında açlık grevi, şimdiden kazanım elde etmiştir.

Sınıfsal Bakış

Dünya