Bizimle İletişime Geç

Sınıfsal Bakış

Trump ve Erdoğan bağlamında emperyalizm ve faşizm | Sınıfsal Bakış

Trump, seçim kampanyası boyunca cinsiyetçi, ırkçı, ötekileştirici, saldırgan ve kutuplaştırıcı bir dil kullandı; seçildikten sonra ise “bütün ABD’nin başkanı” olacağını söyledi. Burjuva siyaset sahnesinin ikiyüzlülüğe imkân veren niteliği gereği rahatlıkla konabilen bu tavır ile Erdoğan’ın “Türkiye hiçbir dönemde bu kadar özgür, bu kadar huzurlu, bu kadar rahat bir dönemi yaşamamıştır” ifadesi arasında, “Hitler’in yalan Bakanı” olarak da anılabilecek Goebbels’in niteliklerini çağrıştıracak biçimde sınıfsal duruş paralelliği vardır.

Tarih boyunca yaşanmış tüm zulüm örneklerinden ve 1900’lü yılların deneyimlerinden süzülmüş ve bugün fiilen uygulanma aşamasında olan diktatörlük tasarımı, bizzat Erdoğan tarafından “özgürlükçü bir rejim” olarak sunuluyor, ifade özgürlüğünden bahsediliyor ve üstelik bu, gazetecilerin müebbet hapisle yargılanacağı haberinin basına düştüğü gün yapılıyor.

Düşünün ki bu tartışma, Meclis’in devre dışı bırakıldığı, ülkenin KHK’lerle yönetildiği ve açık faşizmin kalıcılaştırılması yönünde -kurumsal olanı dahil- her adımın hızla atılmakta olduğu koşullarda yapılıyor. 14 yıllık AKP’li süreçte çokça karşılaştığımız, hak gasplarının veya en antidemokratik düzenlemenin dahi “müjde” eşliğinde yansıtılması biçimindeki tarzın devamıdır söz konusu olan.

Böyle bir iklimin neden-nasıl oluştuğu veya bir darbecinin yapabileceklerinin azamisini yaptığı halde, Erdoğan’ın neden hâlâ önemli bir oy potansiyeline sahip olduğu belki ayrı bir çalışma-yazı konusudur. Ancak bugün içinden geçmekte olduğumuz sürecin niteliklerinin ne olduğu, başkanlık ve anayasa tartışmaları ile OHAL uygulamasının birbirini tamamlayan ilişkisi üzerinde durmak, sınıflar mücadelesinin dönemsel gerekleri açısından olmazsa olmaz önemdedir.

İlgili:  Erdoğan, 'edepsiz' sözler eden Metin Feyzioğlu'nu makamında kabul edecek

Emperyalizmin-tekellerin programı ve başkanlık

OHAL koşullarında (Anayasa Mahkemesi de devre dışı bırakılarak) hızla hayata geçirilmekte olan program, Erdoğan’ı bugün için fiili başkan haline getirirken aynı zamanda sermayenin birikmiş beklentilerini veya temenni edilen hemen tüm taleplerini karşılamayı amaçlıyor. Bu, darbe koşullarından bildiğimiz, bir darbenin sınıfsal amacını özetleyen bir içeriktir.

İşte sermayenin taleplerinin hızla ve engelsizce karşılanmasına denk darbe programı ile Erdoğan’ın fiili başkanlıktan resmi başkanlığa (Duçelik-Führerlik misali Reisliğe) geçiş adımları, sürecin birbirini tamamlayan, hatta iç içe geçen işlevleri olarak görülmelidir. Yani Erdoğan’ın “Reisliğe” tırmanışında kişisel hırs ve hesaplarının rolü olsa da bu türden adımlar, sürecin ekonomi politiğinin dışında, emperyalizmin-tekellerin programından bağımsız değildir.

ABD’de Trump nasıl ki dünyanın yeniden paylaşımı koşullarında atılacak ulusal ve uluslararası adımların gerektirdiği programın uygulayıcı öznesi olarak seçildiyse; 2005 1 Kasım’ında Erdoğan, genel-özel diyalektiği içinde emperyalizmin Türkiye’ye izdüşümü bağlamında, sermayenin 10-15 yıllık planlamaları çerçevesinde iktidara getirilmiştir.

Başkanlığın sınıfsal anlamı ve “saha temizliği”

Emperyalizmi bilmeden nasıl ki faşizmi bilemiyorsak, kapitalizmden söz etmeden nasıl ki faşizmden söz edemiyorsak, sermayeden söz etmeden de başkanlığı anlatamayız. Başkanın diktatörlükle özdeşleştiği, yasama-yürütme ve yargıyı tekeline aldığı bu süreç, sermaye sınıfına emekçi halkları daha rahat ve daha derin sömürme, rant ve talan politikalarını engelsiz biçimde uygulama şansı verir; ülkeyi emperyalizmin boyunduruğuna daha doğrudan sokan bir ilişkilenme söz konusu olur.

İlgili:  Suriye'deki emperyalist saldırıya dair 5 istihbarat belgesi

Özetle başkanlık, dünya ölçeğinde yeniden paylaşımın gerektirdiği siyasal ve iktisadi biçimlenmenin Türkiye koşullarında rejimsel tezahürüdür. Bunun siyasal ifadesi, kararların tek elden ve hızla, tartışmasız biçimde alınması ve gecikmesiz, engelsiz biçimde uygulanmasıdır. İktisadi alandaki karşılığı ise vahşi kapitalizmin güncellenmesi, kârın maksimizasyonu çerçevesinde rant ve talanın önündeki engellerin kaldırılması, kölelikle özdeş bir istihdamın yaygınlaştırılmasıdır.

Bunun Türkiye Kürdistanı’nındaki karşılığı, özelleştirmenin kentsel boyuta taşınması, ehlileştirme ve asimilasyona askeri araçların eşlik etmesi ve kapitalizmin (sömürü-rant-talan ilişkilerinin) ulaşmadığı, hakimiyetinin hissedilmediği hiçbir “kör nokta”nın kalmamasıdır. Kayyum atama yoluyla belediyelerin özelleştirilmesi de Cerattepe’de olduğu gibi kapitalizmin zehrini yerin altına kadar akıtması da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bu bağlamda sınırlara yapılan askeri yığınağın, “dışarıya” olduğu kadar “içeriye” de bir gözdağı olduğunu söylemek mümkün.

Bir çeşit olağanüstülük ve savaş hali topluma kanıksattırıldığı oranda, bunun iktisadi ve siyasal karşılığı için de ideolojik-psikolojik zemin hazırlanmış oluyor. Salt muhalif oldukları, söz-yazı veya duruşlarıyla itiraz ettikleri için Necmiye Alpaylar, Aslı Erdoğanlar tutsak alınıyor; gazeteler, dergiler, dernekler, TV ve radyolar kapatılıyor, çalışanları hapishanelere dolduruluyor; Kürt halkının seçilmiş temsilcilerine OHAL’le baypas edilmiş Meclis’te varlık göstermek bile çok görülüyor ve onlar da 1994’ü aşan boyutta bir saldırganlık ve tutsaklıkla muhatap ediliyor.

İlgili:  Güne Yolculuk: Bugün Neler Oldu? | 13 Eylül 2016

Gerçekte “darbe girişimi” bahane edilerek fiilen hayata geçirilen darbenin ve uygulanan cadı avının amacı, sermaye için “steril bir dünya” oluşturmak üzere saha temizliğidir; buna itiraz potansiyeli taşıyan tüm “aykırı” seslerin susturulmasıdır. Eğer başarılabilirse, anayasa değişikliği ve başkanlık, böyle bir rejimin kurumlaşması ve kalıcılaşması yönünde atılan en son ve en etkili hamleler olacaktır. Bu nedenle, referandum vb. adımları beklemeden bugünden söz konusu gidişata “dur” demenin araç ve yöntemleri geliştirilmeli, yaratıcı saldırganlığa yaratıcı bir direnişle yanıt verilmeli, sınıfa karşı sınıf, programa karşı program bilinciyle ezilenlerin en güçlü ve en gerçekçi (uygulanabilir-işlevsel) birlikteliğiyle, ortaklaşmış irade ve imkânlarla yanıt verilmelidir.

Yayındayız

Sınıfsal Bakış

Sizin için Önerilenler

Yazarlar

Sınıfsal Bakış