Bizimle İletişime Geç

Yolculuk Blog

Yeni Türkiye’nin adamları – Burak Yücel

Adam gibi adam, adam gibi lider, adam olmak, adam gibi ölmek, adam gibi yaşamak… Bugünün “yeni Türkiye’si”nde topluma tepeden aşağıya boca edilen ve amacı iktidarın toplum için biçtiği deli gömleğine yetmiş milyonu sığdırmak olan tanımlar, kavramlar…

Her iktidarın (egemenlerin oluşturduğu kompozisyonun) bir terminolojisi ve bu terminolojiyi oluşturan kavramları, tanımları vardır. Tarih, dönem, süreç ne olursa olsun sınıfsal aidiyetinden kaynaklı egemenlerin kavramları -biçimleri birbirinden farklılık gösterse de- her daim aynı amaca hizmet eder: Kapitalizmin erkek egemenliği ile yoğrulmuş iktidarını bilinçlerde sağlamlaştırmak/derinleştirmek.

Egemenlerin dilinin dönem dönem yumuşaması, daha ortalamacı bir tonda duyulması, “demokratik” bir tını yaratsa da, meselenin sınıfsal özünü değiştirmez. Onların dilinde kelimeler/kavramlar, ezilenleri tutsak eden birer kelepçe işlevi görür. Ülkemiz özelinde, özelde kadın sorunu, kürt sorunu bağlamında, birbiriyle çelişiyormuş gibi duran süreçler ve o süreçlerin terminolojileri esasında bir devamlılık/tutarlılık içermektedir. Bir dönem, “çözüm, süreç, diyalog, demokratik siyaset, huzur, analar ağlamasın”lı terminoloji yerini hemen birkaç yüzyıl öncesinden gelen ikiz kardeşlerine bırakır; şaki, eşkıya, haydut, hain, terörist…

Bugün “adam” ve “adamlık” kavramlarına da böylesi bir sınıfsal bakış açısıyla bakmakta fayda var:

1- “Adamlık”tan kastedilen nedir?

2- Bugünün “adam”ları kimlerdir?

Birinci sorudan başlarsak, bu noktada kavrama iktidarca yüklenen nitelikleri hemen hepimiz ayrıntılı biçimde biliyoruz. On dört senedir her gün televizyon ve diğer medya organlarından seminerler şeklinde dikte edilen nitelikleri kısaca anımsayabiliriz:

– Biat etmek

– Kendi varlığını, bir lider şahsında rejime adamak

– Siyasal islamcılıkla iç içe geçen kaba bir milliyetçilik

– Ardı ardına söylediği iki cümlenin birbiriyle çelişmesinden rahatsızlık duymayacak denli esnek bir pragmatizm

– Tüm dünyanın kendisini dışladığını ve mağdur ettiğini iddia eden, bununla birlikte efelenmeyi de elden bırakmayan bir eziklik duygusu.

– Kadınların erkeklerle eşit olmadığını “fıtrat” kavramıyla açıklamaya çalışan bir retorik ve bu tezi özellikle kadın özneler üzerinden öne sürmek

– Sorgulanma paranoyasının yarattığı korkuyu baskılamak adına sürekli bir “öteki” ve “düşman” yaratma ihtiyacı duymak

– Kendi zeminine ait olmayan herkesi “düşman” cephesine dahil etmek, “biz” ve “onlar” çatışmasını her daim canlı tutmak

– Ahlak, mukaddesat, ilim, irfan, mütedeyyin, milli değerler vb. tanımları yüksek sesle tekrar edip kendini temize çekmeye çalışmak

– Çocuk tecavüzcülerinin, tecavüz ettikleri çocuklarla evlendikleri takdirde serbest kalmasını sağlayacak yasayı Meclise getirdiklerinde ise gerçek niyeti ele vermek

İnanıyoruz ki sizlerin aklında da son on dört seneden süzülerek gelen binlerce örnek var. Ama bu kadarının, bugünün Türkiyesi’ndeki “adamlık” olgusunu yeterince anlattığını düşünüyoruz.

Gelelim “yeni Türkiye’nin adamlarına”…

Kimi gizli, kimi açık; kimi gözümüzün önünde, kimi ise karanlık…

Kimdir onlar?

“Milletin ………na koyacağız” diyen Cengiz, gerçek bir “adam”dır mesela bugünün Türkiye’sinde.

Ensar Vakfı’na ait ev ve yurtlarda kırk beş çocuğa tecavüz eden, iğrençlik açığa çıktığında kapatmaya çalışan, başaramayınca meseleyi bir kişiye yıkarak kurtulmaya çalışan herkes “adam”dır.

Bu olay münferittir, “Hepimiz Ensar’ız” diyen herkes “adam”dır.

Ancak bir savaşta yaşamını kaybedebilecek 301 insanı, Soma madeninin karanlıklarına gömen, olayı takdir-i ilahiye bağlayan, kader diyen, Soma’da günlerce o acılı insanların sesini mevlüt okuyarak bastıranlar da “adam”dır.

“Madam gibi değil, adam gibi…” diyen, o anda orada pişkince sırıtan (kadınlar da dahil) herkes “adam”dır.

Akademisyenlerin ve onlar gibi düşünenlerin “kanında duş almak” hayaliyle yanıp tutuşan üçüncü sınıf mafyözler “adam”dır.

Onların adamlığı onlarda ilelebet kalsın. Aman bize kimse o kimliği yakıştırmasın. Biz, “bugünlerden yarınlara, yarınlar için direnenler”in kalacağını bilerek “yeni Türkiye’nin adamları” değil; Haziran ülkesinin insanları olarak kalalım.

Yorumlar

Sınıfsal Bakış

Yolculuk Blog