Bizimle İletişime Geç

Sınıfsal Bakış

Yürüyüşün pusulası, taşınan bayrağın yıldızı olabilmek | Sınıfsal Bakış

15 Temmuz sonrasında süreç, hemen her açıdan hızlı yaşanırken, olağan dönemlerde aylara hatta yıllara yayılabilecek gelişmeler günlere sığdırılırken, olup bitenin takibini yapmak, neden- sonuç ve parça-bütün ilişkisini kurup doğru okumalar yapabilmek; kimlerle, nerede, kimlere karşı ve nasıl durmak gerektiğinin tayini için olmazsa olmaz önemdedir. Manipülasyonların arttığı, bilgi kirliliğinin yoğunlaştığı böylesi dönemlerde, devrimcilerin sınıfsal ölçüler üzerine bina edilmiş bakış açısı, hem toz-duman karşısında bir sigorta hem de yol gösterici bir fener rolü oynar.

Mesele yalnızca gündem belirleme güçlüğü çekmek veya belirlenmiş gündemlerin peşinden sürüklenmek de değildir; böylesi dönemlerde “yetmez ama evet”i de aşan ve saf değiştirme, sınıf karşıtlarına benzeyerek onlara güç katma anlamına gelebilecek yönelimler söz konusu olmakta, dozu yükselen darbe karşıtlığının istismarı bir başka darbeye yedeklenme zeminini büyütmektedir.

Bu tür süreçlerin bir özelliği de algıyı baskılayacak kadar büyütülen olağanüstü olgularla (bombalar, jetler, darbeler, işgaller ve kamçılanmış milliyetçilik) sınıfsal çelişmelerin üstünün örtülmesidir. 16 Temmuz sonrasında AKP önderliğinde en geniş mutabakat sağlanarak gerçekleştirilen ve gerçekte 15 Temmuz’daki darbe girişimini tamamlama, devamını sağlama anlamına gelen sivil (üniformalı değil takım elbiseli) darbenin algılanmasında ve karşı durulmasında yaşanan bocalamanın gerçek sebebi budur.

Darbenin programı sermayenin ajandasıdır

Cemaat eksenli 15 Temmuz darbe girişiminin başarılı olması halinde uygulayacağı program ile bugün özel yetkili AKP’nin uyguladığı program arasında öz itibariyle bir fark yoktur. Kimilerine çelişmeli gelebileceğini bildiğimiz bu gerçeklik, sistemin işleyiş yasalarıyla doğrudan ilintilidir. “Her darbenin ekonomi politiği vardır” derken de özünde kast edilen budur.

Bilinir ki sermaye güçleri çok uzun vadeli program yapar ve bunu adım adım uygular. Ancak uygun koşullar belirdiğinde o zaten hazır olan program daha hızlı biçimde icra edilir. Tam da bu bağlamda AKP’nin gerçekte zamana yayılmış bir darbe programı uyguladığı ve bu amaçla iktidara getirildiği, 14 yıllık uygulamanın öğreticiliğinin sonunda bugün artık büyük oranda kabul gören bir gerçekliktir. Bu sürecin bir özelliği de sermayenin ihtiyaçları bağlamında sürekli güncellenen, yaşayan bir süreç olmasıydı. AKP’nin 15 Temmuz öncesindeki parlamento programının bugünkü OHAL koşullarıyla “yasa+KHK” biçiminde birbirini tamamlaması, tam da anlatmak istediğimiz devamlılığı göstermektedir. Adım adım uygulanması ve uzun zamana yayılarak gerçekleştirilmesi düşünülen program, konjonktürün sağladığı olağanüstü avantajla bugün hızla uygulanmaktadır.

Hatırlanacak olursa, askeri alanların ranta açılması, o konudaki yasal engellerin aşılmak üzere adım adım aşındırılması süreci yıllar önce başlamıştı. Son hamle “Sahillerin, zeytinliklerin, sit alanlarının ve askeri alanların ” gaspına imkanı veren Elektrik Piyasası Kanunu’ydu. Darbeyle beraber bu süreç hızlanmış, parlamentodan çıkarılan yasalar ile KHK’ler beraber işletilerek yüzyılın talanı kısa bir sürece sığdırılmıştır.

Sermayenin programı, askeri alanların ranta açılıp yağmalanmasından ibaret değildir. Bugüne dek kazanılmış tüm hakların gasp edildiği, kamu varlıklarının özelleştirildiği ve sağlanan birikimlerin Varlık Fonu’nda toplanarak Danıştay denetiminin dışında bırakıldığı bir süreçtir bu. Örneğin Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, “FETÖ’den bin 142 parselin kurtarıldığını” söylüyor. Önemli olan, FETÖ’ye daha önce bahşedilen bu varlıkların, sınıfsal olarak FETÖ’den farkı olmayan hangi kesimlere peşkeş çekileceğidir. Ayrıca toplumun dini referanslarla, cemaatler ve tarikatlar aracılığıyla örgütlenmesi çabasından da vazgeçilmiş değildir. Aksine OHAL koşulları, bu alanda da daha radikal ve hızlı adımların atılmasına imkan tanıyor.

Sınır dışı OHAL; Cerablus

Cemaat eksenli darbenin bastırılmış olmasının sağladığı toplumsal destek ve OHAL koşulları, iktidar tarafından yalnızca rant ve talan için değil, aynı zamanda Suriye’ye fiziki bir müdahale için de uygun bir zemin hazırlamıştır. Uzun sürerdir egemenlerin gönlünden geçen sınır ötesindeki Cerablus-Mare hattına yönelik “güvenli bölge” vb. amaçlı işgal için gerekli adımlar hızla atılmıştır. Söz konusu hazırlıklar içerisinde, toplumsal destek sağlama veya varsa muhalefeti bastırma (cephe gerisini güvenceye alma) adımlarının yanında uluslararası engellerin aşılması da vardır. Uluslararası bağlamda en büyük engel, Rusya’nın 2015 Kasım’ında düşürülen uçak sebebiyle Türkiye’ye Suriye’de uçuş yasağı uyguluyor olmasıydı.

Türkiye egemenleri, Demokratik Suriye Güçleri’nin Menbic operasyonu sonrasında etrafı kuşatılmış hale gelen ve aynı güçlerce kısa sürede ele geçirilebileceği görülen Cerablus için hızla harekete geçmiş, Rusya’dan özür dilemek ve istediği tazminatın gereğini yerine getirmek dahil her engeli aşarak, ABD ile beraber, ÖSO şemsiyesi altında toplanan ve öz itibariyle IŞİD’ten farklı olmayan işbirlikçi çeteler eşliğinde bu harekatı gerçekleştirmiştir.

Görüldüğü gibi OHAL, başka bir ülkenin topraklarının işgali halinde bile meşruiyet ihtiyacı duymayan bir keyfiyet içinde davranma koşulu sağlamıştır. IŞİD’in Cerablus’tan operasyon öncesi çekilmiş, dolayısıyla işgalci güçlere tek bir kurşun dahi sıkmamış olması, bir yanıyla taktiksel olsa da diğer yanıyla hâlâ Türkiye ile ilişkilerinin devam ettiğinin ve Türkiye ile çatışma noktasına gelmek istemediğinin göstergesidir. Antep’teki düğün saldırısı da bu bağlamda okunabilir; IŞİD, 15 Temmuz sonrasında AKP’nin ısındırdığı sokakları gözeterek adeta sessizliğe bürünmüş, ilk eyleminde ise yine AKP’nin işine yarayacak yerde ve zamanda saldırı gerçekleştirmiştir.

Çapı ve sorumluluğu (şimdilik) sınırlı bir müdahale

Gerçekte ne denli şişirilse şişirilsin Cerablus harekatı; çapı, sorumluluğu ve askeri imkanları sınırlı bir müdahaledir. Bu bağlamda PYD’nin, Cerablus’a yönelik işgalin Rusya’nın rızası ve ABD’nin doğrudan desteğiyle gerçekleştiğini göz ardı ederek yaptığı değerlendirmeler de AKP yandaşları tarafından yapılan “fetih” tanımları da gerçekliği yansıtmıyor. Bu, sınırları kesin hatlarla çizilmiş olmasa da bilinen, Türkiye’nin belirleyiciliğine bırakılmamış bir hamledir. Ayrıca süreç, önceden öngörülmemiş veya planlanmamış görev ve sorumlulukları ihtiyaç haline getirebilir. Ancak bu tür konularda isabetli değerlendirmeler için, söylenen sözlerden çok bölgenin gerçekliğine bakmak gerekiyor.

Mevcut tablo, YPG önderliğinde Demokratik Suriye Güçleri’nin batıya doğru ilerleme bağlamında son durağının Menbic olacağını gösteriyor. Gelinen aşamada hemen hiçbir güç büyük/kapsamlı çatışmalara girme eğiliminde değil. Şu ana kadar TSK-ÖSO güçlerinin girdiği köyler sınırlı sayıda insanların yaşadığı yerleşim alanlarıdır. Bilek güreşi çağrışımı yapan ve sıkılan kurşundan daha fazla gürültü çıkarılan çatışmalardan amaç, belirli meşruiyet sınırları içinde bölgeye yerleşmek ve muhtemel Cenevre masasında bir aktör olarak yer almaktır.

TSK sınıra güç yığıyor olsa da Suriye topraklarına istediği boyutta askeri güç sokamayacağı, bu konuda BM vb. engellerin söz konusu olduğu biliniyor. Suriye, bugün artık pek çok dinamiğin yan yana veya karşı karşıya geldiği bir coğrafyadır. Bu bağlamda TSK önderliğindeki ÖSO güçlerinin kimi temas noktalarında YPG ile çatışması mümkündür. Ancak bu konuda da büyük/kapsamlı kapışmalar beklenmemelidir.

Menbic’ten sonra sırada olduğu söylenen ve hemen tüm taraflar için stratejik öneme sahip olan, IŞİD’in Rakka’dan sonraki en büyük yığınak noktası haline gelen El Bab’ın bir özelliği de Suriye’nin en gerici bölgelerinden birini oluşturması ve kalıcı bir yerleşime sahip olmasıdır. Yapılan açıklamalarda sanki yarın öbür gün oraya müdahale edilecek gibi bir görüntü verilse de şu aşamada bu pek kolay görünmüyor. Bu türden alanların adı anılarak YPG ile Türkiye arasında yapılan bilek güreşinin öncelikli amacı kazanılan noktalardan geri düşmemek ve masada yer alma konusunda güvence oluşturmaktır.

Türkiye’nin Cerbalus’taki varlığı, YPG’nin daha batıya gidip kantonları şu veya bu noktadan birleştirmesinin önünde bir engeldir. Gerek Türkiye’yi gerekse YPG’yi idare eden (dengeleyip yöneten) ABD ile ilişkiler de mevcut güç dengeleri de bu türde bir fiziki birleşmeye görünür vadede imkan tanımıyor.

Bu arada, dünya ölçeğindeki paylaşım savaşının en sıcak noktasını oluşturan Suriye’de varlık göstermenin, kalıcı hale gelmenin ve hatta gerektiğinde geri çıkmanın, boşaltılan bir alana girmek kadar basit/sorunsuz olmadığını hatırlatmakta yarar vardır.

Büyük hesaplaşmanın ilk ve sıcak basamağı Suriye

Uzlaşma ve kapışmaların bir arada yaşandığı, küresel aktörlerin en makro hamleler için hazırlık yaptığı, dolayısıyla Akdeniz’e savaş gemisi yığmaya devam ettiği koşullarda, örneğin ABD Dışişleri Bakanı Kerry ile  Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Suriye konusunu görüşmek üzere Cenevre’de bir araya gelmesi ve Esad’lı geçişlerin daha sık dillendirilir olması, bir sürecin sonu değil olsa olsa basamağı olabilir.

Savaşın küresel niteliği, hesapların dünya ölçeğinde bir paylaşımı ve yeni düzeni amaçlayarak yapıldığı dikkate alınmadığı sürece, Suriye’den alınmış kesitleri doğru/yeterli şekilde okumak olası değildir, dolayısıyla da yanılgı içinde adım atmak hatta faka basmak olasılık dahilindedir. Örneğin, emperyalist odaklarla girdikleri “kazan-kazan” ilişkisini fazlaca önemseyip abartan, gerçekliği yansıtmayan maksimalist hedeflerle erken zafer/devrim hayallerine kapılan Kürt örgütlülüğü, öyle görülüyor ki bir kez daha emperyalist güçlerin sınıfsal niteliği ile yüzleşecektir.

Özetle toplam tablo, kısa sürede bırakalım sakinleşmeyi, çatışmaların dünya ve ülke özgülünde artacağının habercisidir. Devrimcilere düşen görev, parçayı bütünden koparıp günü kurtaran okumalar eşliğinde etkisiz özneler haline gelmek değil, büyük düşünüp sınıfsal kimliğe uygun davranmaktır; yedeklenmek değil programa karşı program, sınıfa karşı sınıf bilinciyle; dışarıda emperyalizme içeride faşizme karşı kavgayı büyütmek; anlamanın ve görebilmenin feneri, yürüyüşün pusulası ve taşınan bayrağın yıldızı olabilmektir.

Sınıfsal Bakış