Gazete Yolculuk Haber Merkezi / Buse Söğütlü
Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını, hükümetleri, salgının ilk günlerinden bu yana bir dizi önlem almaya itti. İlk elden alınan işyeri kapatma ve karantina kararlarını, kaçınılmaz şekilde ekonomik önlemler izledi ve dünyanın hemen her ülkesinde ekonomik programlar açıklandı. Nisan ayının ilk haftalarında Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun yayımladığı rapora göre Avrupa’da her 4 ülkeden 3’ü salgının yayılmasını durdurmak için zorunlu olmayan mal ve hizmet üretimini durdurdu ya da ciddi ölçüde sınırladı.
Türkiye de ekonomik program açıklayan ülkeler arasındaydı ancak AKP hükümetlerinin özellikle son yıllarında açıklanan ekonomik paketler emekçilerin kazanılmış haklarına saldırıları içinde barındırıyordu; tam da bu nedenle koronavirüs salgınıyla ilgili alınabilecek ekonomik önlemlerden beklenti olumsuz yöndeydi. Çünkü salgının yayılım hızı dolayısıyla kendisine benzeyen Avrupa ülkelerinin aksine Türkiye, zorunlu olmayan mal ve hizmet üretimine ilişkin herhangi bir sınırlama getirmemişti.
Salgının ilk aylarında “ekonomik destek” adıyla emekçilerin gündemine sokulan ve AKP’nin üzeri yalanlarla örtülmüş propagandasına dönüşen “kısa çalışma ödeneği” ile “işten çıkarma yasağı”nın süresini 2 ay daha uzatan Cumhurbaşkanı kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararla, işten çıkarma yasağı 17 Kasım’dan itibaren 2 ay uzatıldı. Kısa çalışma ödeneği uygulamasında ise daha önce uzatılan süre 30 Ekim’de sona eriyordu.
Salgının etkilerini azaltmak ve istihdamı korumak için Sosyal Koruma Kalkanımız ile çalışanlarımızı ve işverenlerimizi desteklemeye devam ediyoruz.
Kısa Çalışma Ödeneği, Fesih Kısıtı ve Nakdi Ücret Desteği Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın tensipleriyle 2 ay uzatıldı. pic.twitter.com/MGpbwGkEKv
— Zehra Zümrüt Selçuk (@ZehraZumrutS) October 26, 2020
Peki salgının ilk aylarından bu yana konuştuğumuz ve ikisi de yeniden uzatılan uygulamalar neyi içeriyor? Bir yanda döviz kurunun artık önü alınamaz yükselişi ile hali hazırda var olan yoksulluğun daha da derinleşmesi, diğer yandan kârlarını katlayan holdingler dururken; AKP, salgın sürecinde emekçilerin koşullarıyla ilgili neler yaptı? Bu düzenlemelerin içeriği, kamuoyuna sunulduğu gibi mi?
Kısa çalışma ödeneğinde AKP ne dedi, aslında olan neydi?
11 Mart’ta, Türkiye’deki ilk resmi koronavirüs vakasının açıklanmasını izleyen 15’inci günde, 26 Mart’ta kısa çalışma ödeneği uygulaması devreye sokuldu. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, koronavirüse karşı alınan önlemler kapsamında işyerleri kapanan işçilere bir gelir desteği öngördüklerinden bahsediyordu.
TÜİK de kısa çalışma ödeneğini şöyle tanımlıyordu:
“Genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya süreklilik koşulu aranmaksızın işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az 4 hafta süreyle durdurulması hallerinde, işyerinde 3 ayı aşmamak üzere sigortalılara çalışamadıkları dönem için gelir desteği sağlayan bir uygulama.”
Kısa çalışma ödeneği gündeme gelir gelmez, emek örgütleri yüz binlerce işçinin kapsam dışı bırakılacağına ve AKP’nin ilan ettiği üzere bir “destek” olmadığına işaret ettiler. Uygulamada emekçiler için en sıkıntılı yan, işçinin kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için kısa çalışmanın başlama tarihinden önceki son 60 gün, çalışanlardan son üç yıl içinde 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olması şartı aranıyor olmasıydı. Bu şart, yüz binlerce emekçiyi verilen desteğin kapsamı dışında bırakıyordu.
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, uygulamaya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Son üç yılda 600 gün çalışma koşulunun 450 güne indirilmesi kısa çalışma ödeneğinden yararlanmada ciddi bir genişleme yaratmayacaktır. Bu durum aynı işyerinde farklı çalışma süresine sahip olanların bir bölümünün kısa çalışma ödeneğinden yararlanmasını engelleyecektir. Son üç yılda 450 günden daha kısa çalışması olan yüz binlerce işçi bu değişiklikten yararlanmayacaktır” diyordu.
Patronun cebinden para çıkmıyor: Tüm giderler İşsizlik Fonu’ndan
Üretimin koronavirüse karşı alınan önlemler kapsamında kesintiye uğraması, patronların kaybını telafi etmesini gerekli kılıyordu ve aslında kısa çalışma ödeneği uygulaması incelendiğinde işçi ve emekçilere ücretleri veriliyor gibi gözükse de asıl “kıyak” patronlara yapılıyordu. İşçinin uygulamadan tek kazancı, hali hazırda aldığı ücretinden kesintilerle oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödünç para almak olurken müfettiş giderlerinden bakanlık giderlerine kadar oluşan maliyet patronlar lehine bu fondan karşılanacaktı.
Bu uygulama, kısa çalışma ödeneğinden yararlanan işçinin karşısına daha sonra işsizlik maaşından faydalanmak istediğinde çıkacaktı. Örneğin; son 3 yılda 1080 gün primi olan işçi, 3 ay kısa çalışma ödeneğinden yararlanmışsa, işsiz kaldığında 10 ay değil 7 ay işsizlik ödeneği alabilecekti.
AKP tipi “müjde”: İşten çıkarma yasağı
AKP’nin, salgının üst düzeyde etkilerinin hissedildiği Nisan ayının başlarında patron örgütleriyle bir araya gelerek hazırladığı ve AKP’ye yakın medya organlarından “İşten çıkarmak yasaklanıyor” başlığıyla servis edilen düzenlemeden de işçiye destek değil, patronlara kıyak çıkmıştı. Esasta işçilerin işten çıkarılmasının yasaklanmadığı; aksine ücretsiz iznin önünün açıldığı ve işçinin yalnızca 39 liraya talim edeceği bir tablonun yaratıldığı ortaya çıktı.
Düzenlemenin beşinci maddesinde yer alan “geçici istihdam güvencesi” ibaresi, işten çıkarmaların yasaklanmadığını aksine işten çıkarmaların ertelendiğini ortaya koyuyordu ve bu da ciddi bir işçi kıyımını ileri bir tarihe atmak olarak değerlendirilebilirdi. Yine işten çıkarma sınırlaması, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlatılıyordu; bu madde, yasa yürürlüğe girene kadar patronların mevcut yasal kurallar çerçevesinde işten çıkarmalara devam edebileceğinin habercisiydi.
Patrona, işçi çıkarmak için yol yordam gösteren düzenleme
“İşten çıkarma yasağı” olarak servis edilse de düzenleme, esasta işçilerin hangi gerekçeye dayanarak işten çıkarılabileceğine ilişkin bir sınırlama getiriyordu. Çünkü söz konusu süre boyunca işverenler işçileri sadece İş Yasası’nın 25/2 maddesi kapsamında “Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri” nedeniyle işten çıkarabilecekti. Yani işveren bu sürede işyeri ve işletmeden kaynaklanan işin azalması, faaliyetin durdurulması gibi nedenlerle işçileri çıkaramayacaktı. İşverenin işçiyi çıkarabilmesi için işyerinde hırsızlık, taciz, iki iş günü üst üste mazeretsiz işe gelmemek, gibi 25/2’den kaynaklanan bir gerekçe gerekecekti.
Bir patron, işçiyi 25/2’den işten çıkardığında bu işten çıkarmanın haklı bir gerekçeye dayanıp dayanmadığını tespit edebilmek için işçinin yasal yollara başvurması gerekiyor. İşçinin işe iade ya da kıdem tazminatı gibi hakları için arabulucuya başvurması, dava açması ve mahkeme kararıyla işten çıkarmanın haksız olduğunu ispatlaması lazım. Yeni madde, patrona yol yordam gösterir gibi “İşçi yalnızca 25/2’den işçi çıkarabilirsin” diyor ve haklı fesih gerekçesi olup olmadığına yönelik herhangi bir onay süreci de aramıyordu. Özetle, mesele yıllar süren bir yargı sürecine havale ediliyordu.
Gerçekten bir işten çıkarma yasağı olduğunu varsaysak dahi patronun bu yasağın etrafından dolanmak için yapması gereken tek şey SGK’ya yapacağı işten çıkarma bildirimini İş Yasası 25/2’ye dayandırmak; yani “29” numaralı kod ile çıkış vermekti. Yukarıda anlattığımız üzere bunun aksini ispatlamak işçiye bırakılıyor ve gelişi yıllarca sürecek bir mahkeme kararına sevk ediliyordu. Dahası, hiçbir ek önlem, ön mekanizma, onay ve denetim süreci de gerektirmiyordu.
Yasak var, yaptırımı yok
Eğer bir yasaktan söz ediyorsak yasağın delinmesi halinde bir yaptırımdan söz etmek de gerekecekti. Yasa, 25/2 dışındaki işten çıkarmaları yasaklarken, bu yasağın delinmesi karşısında bir yaptırım da öngörmüyordu. Bir yasak düzenlenmediği takdirde işverenin işçiyi haksız şekilde işten atması yok hükmünde sayılabilir ancak bu da yine sadece arabulucu ve dava yoluyla kanıtlanabilirdi.
Onaysız ücretsiz izin, İş Yasası’na girdi
Yerleşik Yargıtay içtihadına göre ve İş Yasası’nın 22. maddesine göre işçinin ücretsiz izne çıkarılabilmesi için işçinin yazılı onayı gerekir, işveren tek taraflı olarak işçiyi ücretsiz izne çıkaramaz. Yeni düzenlemenin 5. maddesinde “Birinci fıkra çerçevesinde fesih yasağı uygulanan hallerde işveren işçiyi ücretsiz izne ayırabilir.” ibaresi vardı ve “işten çıkarma yasağı” süresi boyunca patronlara, işçiyi tek taraflı olarak alacağı bir kararla ücretsiz izne çıkarma hakkı tanınıyordu.
Öte yandan işçinin onayı şartı aranmayacağı için tek taraflı ücretsiz izne çıkarılan işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkını kullanarak tazminat ve diğer yasal haklarını talep etmesi de engellenecekti. Yani “yasak” süresi boyunca patrona yalnızca ücretsiz izin hakkı tanınmış olmuyor, işçilerin fesih hakkı da sınırlanmış oluyordu.
Asgari ücret, fiilen düşürülmüş oldu: İşçiler günlük 39 liraya talim ediyor, sigorta primleri yatırılmıyor
Zorunlu olarak ücretsiz izne çıkarılan işçilerin ücretleri ve sigorta primlerinin ne olacağı konusu da düzenleme kapsamındaydı. Yasa teklifinin 4. maddesinde, ücretsiz izne çıkarılan işçilere fesih yasağı süresi boyunca İşsizlik Sigortası Fonu’ndan her gün için 39.24 TL nakdi ücret desteği verilmesi öngörülüyordu. 1 ayda verilecek tutar ise bin 177 TL. Bu rakam, bir asgari ücretlinin hak ettiği aylık işsizlik ödeneğine eşit. Tüm işçiler, asgari ücretin en asgarisinde eşitleniyordu. Ayda bin 752 TL’ye denk gelen kısa çalışma ödeneğini dahi aratacak bu düzenleme, ücretsiz izne çıkarılan işçinin sigorta primlerinin de yatırılmamasını istiyordu.

