Gazete Yolculuk Haber Merkezi
Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından 2020 yılının ikinci çeyreği için hazırlanan rapor, pandemi sürecinde ciddi daralmalar yaşayan ülke ekonomileri ve çöküş yaşanan borsalar nedeniyle sermayedarların güvenli liman olarak tercih ettiği doların, pandemi öncesindeki trende dönmeye başladığını ve de-dolarizasyonun yeniden gözlemlendiğini ortaya koydu.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan emperyalizminin finansal hegemonyası çerçevesinde oluşturulan Bretton Woods sistemi ile 1971’de terk edilen altın standardının ardından, eşitsiz gelişim doğrultusunda dünyanın yeniden emperyalistler arası bir paylaşıma tutuşmasıyla, küresel rezerv para birimi doların özellikle Çin ve Rusya tarafından düzenli biçimde ticari ve finansal işlemlerden tasfiyesi eğilimi sürüyor.
Küresel rezervlerde dolar ve yen azalırken avro ve yuanın payı arttı
IMF’nin raporu, ikinci çeyrekte, pandemi nedeniyle ara veren iki yıllık trendin yeniden başladığını ve küresel rezevlerde doların payının azaltıldığını gösterdi.
Yine rapora göre, dünya genelinde avro türünden rezervler az miktarda artış gösterirken, yeni cinsi varlıklarda azalma gözlemlendi. Çin yuanı ve diğer para birimleri ise şimdiye kadar görülen en büyük artışı kaydetti.
Bank of America, küresel döviz rezervlerine ilişkin raporundaki verilerden yola çıkarak, de-dolarizasyon trendinin bozulmadığını belirtirken, küresel rezervler ve tahvil, bono ve hisse senedini kapsayan finansal varlıklar cinsinden doların payının yüzde 61,3’e gerilediği belirtildi.
Türkiye harici ülkelerin merkez bankası rezervlerinde artış
Pandemi döneminde reel ekonomilerde yaşanan alt üst oluş sebebiyle türev piyasalarda da yaşanan buhran neticesinde büyük sermayedarların güvenli liman arayışı, altın ve dolara dünya genelinde ciddi bir yönelim yaratmıştı.
Bu vesileyle dünya genelinde merkez bankalarının döviz varlıklarında ciddi bir artışın yaşandığı ve başlıca ekonomilerin tamamında, toplam 12 trilyon dolar civarında bir bilanço artışı gözlemlendiği belirtilirken, kalkınmasız büyüme modelinin krizi nedeniyle uzun ve derin bir ekonomik kriz sürecine giren Türkiye’nin tek istisna olduğu kaydedildi.

