• Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo
Yolculuk Gazetesi
30 Eylül Çarşamba 2020
  • Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo
No Result
View All Result
  • Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo
No Result
View All Result
Yolculuk Gazetesi
No Result
View All Result

Sınıfsal Bakış | 23 Haziran’da seçim tekrarı; fırsatlar ve tuzaklar

22.05.2019 16:54
Sınıfsal Bakış | 23 Haziran’da seçim tekrarı; fırsatlar ve tuzaklar

Küresel OHAL ve darbe ikliminde seçim

Küresel boyutta yerinden oynayan taşlar, sarsılan hegemonya ve değişen güç dengeleri, paylaşım savaşının çeşitli enstrümanlar eşliğinde kapsam büyüterek yayılmasını beraberinde getirirken, sermaye-sermaye çelişmesi de emek-sermaye çelişmesi de kesikinleşiyor. Artık en yerel olayda bile makro nedenlerin izdüşümünü gözlemek mümkün.

İşte burjuva siyaset tarzının bir döneminin miadını doldurduğu bu koşullarda, 31 Mart seçimlerinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sonuçlarının iktidar tarafından tanınmayarak iptali ve 23 Haziran’da seçimin tekrar edilecek olması ülkenin gündemine öncelikli olarak girmiş durumda. Ve bir kez daha ekonomik kriz dahil en acil gündemlerin seçim atmosferinde gölgelendiği bir süreçteyiz.

Bu tür süreçler, belirli açılardan fırsatlar sunarken aynı zamanda riskler/tuzaklar da içerir. Her şeyin çok güzel olacağına dair şenlik havasında (adeta sonuca sevinmişçesine) yükseltilen ses ile her şeyin gerçekten güzel olması için gösterilen çaba, yapılan planlama ve geliştirilen mücadele arasındaki açı, fırsatların tuzaklara dönüşebileceğini gösteriyor. Örneğin içine girilen süreçle beraber YSK’nin kararı kabullenilmiş oluyor. Bu, aynı zamanda 23 Haziran’da iktidar lehine çıkabilecek sonucun da peşinen kabulü anlamına geliyor. Morale ve kazanma inancına elbette ihtiyaç var; ama mevcut tablo geleceği kazanma kurgusundan yoksun, bir slogan etrafında yaratılmış anlık bir coşku olarak kalma riski taşıyor.

Kısacası, kendi yasalarını tanımamaya varan hukuksuzluğun ve hak gasplarının görülmemiş boyutlar aldığı ve toplamda bir darbe ikliminin yaşandığı bu koşullarda, halkın öfkesini ve enerjisini doğru yere yönlendirmek açısından yaşananlar bir fırsattır; ama yapıcılık ve uzlaşma adına bu potansiyelin düzenin kalıplarına dökülüp sınıfsallıktan uzak biçimde şekillenme ihtimali de bir tuzaktır.

Bir kez daha yanlış tartışıyoruz

Sürecin iç içe soktuğu olgulardan biri de seçimin düzen içi niteliği ile alternatif yöntemlerin gerekliliğidir. Bu konu, hemen her seçim döneminde olduğu gibi bu kez de solun/devrimcilerin gündemine tartışmalı olarak girmiştir. Gerçi peş peşe gelen referandum ve seçimler sürecinde, içine Gezi’nin öğreticiliği ve potansiyeli de katılarak söz konusu mesele çeşitli açılardan değerlendirme konusu yapıldı. Yine de bugünkü mevcut tablo, bu tartışmaların doğru zeminde ve içerikte tüketilerek ihtiyaç olmaktan çıkarılmasının zaman alacağını gösteriyor.

Öne çıkan ve gerçekte yanılgılı bir duruşa sebep olan değerlendirmelerden biri de örneğin bir devrin bittiği ve AKP’nin kurgu yapacak durumda dahi olmadığıdır. Bu, siyasal İslam projesine kadar uzanan başlı başına bir tartışma konusudur. Ancak AKP’nin “dinci” niteliği olsa da onun politikalarının duruş ekseni (içine din istismarını da katarak söylersek) tekelci sermayenin dönemsel ihtiyaçlarıyla bir paralellik oluşturuyor. Sanıldığının aksine AKP-MHP ittifakından oluşan siyasal iktidar, emperyalist tekellerle de Türkiyeli egemenlerle de (sürecin özgünlüğü gereği belirli sorunlar yaşanıyor olsa da) sürekli olarak bir iletişim içinde.

Elbette emperyalizm de Türkiye oligarşisi de vakti geldiğinde özellikle de bir alternatif oluşturduğunda bugünkü siyasal iktidar dışında farklı tercihlerde bulunacaktır. Ancak bugün yaşanan her tartışmayı bu bağlam içinde değerlendirmek veya daha da önemlisi eleştirel bağlamdaki bir açıklamasından yola çıkıp TÜSİAD’a süreçte muhalif/olumlu roller atfetmek, temel önemde bir yanılgı olur.

İslami nitelik gibi “otoriterlik” veya “şahinlik” tanımları da salt AKP’ye veya salt MHP’ye yakıştırılacak dar bağlamlı nitelemlerden çok sınıfsaldır. Özetle bir sertlik varsa bu, sermayenin politikalarının uygulanmasındaki ısrardır, daha doğru bir ifadeyle bu faşizmdir. Bundan bağımsız, salt kişiye veya partiye dair özgün nitelikler, olsa olsa üstlenilmiş olan dönemsel görevlerin yerine getirilmesinde işlev yüklenilen ikincil bir öğe olarak düşünülebilir.

İşte gerek bu konuların bütününe dair oluşan fikrî toplama katkısı olması gerekse olup bitene sınıfsal bir gözle bakmak açısından İstanbul’da Büyükşehir Belediye seçimlerinin iptalini hazırlayan sürece ve 23 Haziran’da tekrarı yapılacak olan seçimlere neden-sonuç ilişkisi içinde değinme ihtiyacı duyduk.

Devlet aklı veya sermaye-iktidar ilişkisi

İptal kararının aynı zamanda bir çeşit “göz karartma” hali olduğu, iktidarın tüm kozlarını oynamak üzere bu hamleyi yaptığı geniş bir zeminde kabul gören bir değerlendirmedir. Ancak bu göz karartmanın, Bahçeli-Erdoğan ikilisinin dar bağlamlı ihtiyaçları/tasarrufları çerçevesinde mi yoksa sermaye-iktidar ilişkisinin zorunlu gerekleri dahilinde mi gündeme geldiği konusu tartışmalı olmayı sürdürüyor. Bu tartışmalı durumda ve sınıfsal bakışı gölgeleyen yanılgıların oluşmasında, sınıfsal bağların ve işleyiş yasalarının yerine, günü kurtarmak üzere ve hatta çoğu kez manipülasyon amaçlı olarak ortaya atılan fikirlerin, söylenen sözlerin ölçü alınmasının ağırlıklı rolü vardır.

Marksizmin bu alandaki temel tezlerini anımsayarak söylersek, “Bir devlet aklı varsa iptale izin vermez. Ama demek ki bu akıl Bahçeli ve Erdoğan’a kadar daralmış. Vay bu devlet aklına neyle uğraşıyorlar” (Alper Taş) dediğinizde aynı anda birden çok yanılgı içine düşmüş oluyorsunuz. Çünkü devlet aklı denilen şey, sermayenin çıkarlarının mantıksal gereğidir; bunun devlet imkanlarıyla yerine getirilmesidir. Dolayısıyla da yapılan şey devlet aklı gereğidir. Ve bunu yapmış olmaları, tam da uğraşmaları gereken şeyle uğraştıklarını gösteriyor.

Benzer bir tartışma/ikilem, Saray-sermaye veya Türkiye-ABD ilişkileri için de geçerlidir. Marksizmi tarihsel bir devamlılık içinde güncelleyip yöntemsel gereklerini yerine getirebilenler için genel bir doğrudur; bir hegemon-sömürge ilişkisinde de sermayenin partilerle ve siyasal iktidarla ilişkisinde de sorunlar yaşanır, pürüzler ortaya çıkar; ancak bunlar ilişkinin özünü değiştirmediği sürece bir kriz veya nitelik değişikliği olarak görülmez. Aksine bazen kişisel karakterler veya biçimsel itirazlar, ilişkinin devamlılığında işlevsel rol oynar. Örneğin Erdoğan’ın sürecin özgünlüğüne uygun olarak “bu olağanüstü sorunları ancak ben çözerim” anlamına gelen duruşu ve gerektiğinde “one minute” gerektiğinde de “Mavi Marmara’yı bana mı sordunuz” diyebilen, Kürt sorununda çözümden de imhadan da bahsedebilen ama kıdem tazminatının fona devrinde olduğu gibi her koşulda tekellerin çıkarlarını gözeten niteliği, genelde emperyalizm özelde Türkiye egemenleri için bir tercih sebebidir.

Seçimi iptal kararından önce Erdoğan’ın 29 Nisan’da Trump’la telefonda görüşmesi, 1 Mayıs’ta TÜSİAD’la Saray’da görüşmesi, 2 Mayıs’ta TOBB’nin Genel Kurulu’na katılması, seçimin iptal kararının ise Ramazan’ın başlangıcına ve NATO Konseyi’nin Türkiye’deki toplantısının yapıldığı güne denk getirilmesi veya İmralı’da ayın 2’sinde yapılan görüşün kamuoyuna o gün yani 6 Mayıs’ta açıklanmasının sağlanması; sermayenin düzenlerinin devamında rıza oluşturmakta zorlandığı bir tarihsel kesitte iktidar için bir başarıdır ve gerçekte egemen sınıflar tarafından ölçü alınan asıl nitelikler bunlardır.

Kısacası seçimin iptalini tartışmak için dünya ölçeğinde seçimin egemen sınıflar açısından taşıdığı rolü, bugünkü dünya dengelerini, siyasal konjonktürü ve içinden geçilmekte olan sürecin olağanüstü niteliğini bilmek, dikkate almak gerekiyor. Gerçekte kriz, sadece ekonomide değil siyasal alanda da mevcut; sadece iktidar değil muhalefet de krizli bir süreçten geçiyor. Bu bağlamda AKP’den, CHP ve HDP’ye kadar parlamentodaki tüm partilerin de bir çeşit kriz yaşadığını söylemek abartılı olmaz.

Günü kurtarma ufku veya köklü çözümler

Egemen sınıfların, sistemlerinin devamı için rıza oluşturmada seçimlerin yeterli bir araç olmaktan çıktığı bu koşullarda sürecin ne getireceğini, bunun hangi araçlarla ikame edilmek isteneceğini veya sınıflar mücadelesindeki yansımalarını zaman içerisinde göreceğiz. Ancak bu konuda edilgin olunmayacak ve tüm hamleler karşı taraftan beklenmeyecekse alternatif düşünen ve ezilenler adına hareket eden kesimlerin sürecin niteliğine uygun çözümler geliştirmesi, 23 Haziran’da da (sonuçlar ne olursa olsun) sonrasında da çaresiz olunmadığını gösteren yaratıcı ve kapsayıcı bir ufukla hareket edilmesi büyük önem taşıyor.

AKP’nin, YSK’nin iptal kararında “çalıntı” iddiası bile yokken “çünkü çaldılar” sloganı üzerinden çalışma yürütüyor olması, temsil ettiği sınıfların karakteri ve ona oy veren tabanda yarattığı fikri-kültürel erozyon bağlamında anlaşılır bir durumdur. Bunda, toplumun önemli bir kesimini etkisi altına almış olan; derinleşmek yerine yüzeyde kalma, anı kurtarma, hatta gelecek tasarımı yapmak ve ütopyalar geliştirmek yerine yalnızca günü yaşama eğiliminin rolü vardır. Bu da psikolojik gelgitler, bir durumdan diğerine hızlı geçişler yaşanmasına sebep oluyor.

Bu koşullarda pozitif enerji yaymak, inandırıcı ve kapsayıcı olmak elbette ki önemlidir. Ancak bu, uzlaşmacılıkla, var olanı kabullenip yedeklenmekle veya beklenti istismarına varacak duruşlarla karıştırılmamalıdır. Bilinir ki faşizm, alternatifin geliştirilemediği koşullarda ezilenlerin öfkesini ve yabancılaşmanın ortaya çıkardığı değer aşımını, hedefsizliği ve gündelik hayata gömülü haldeki yenilgiyi, diğer bir ifadeyle köklü çözüm üretememe edilginliğini kitle potansiyeli olarak yedekler.

İşte bu yazı kapsamında kısaca değindiğimiz sürecin ihtiyaçları, gerek dünden bugüne devreden Marksizm birikimine sahip çıkma ve bu birikimi güncelleyip yaşayan bir öğreti olarak sürdürme gerekse yorumlayarak hayata geçirme bağlamında bizlere önemli sorumluluklar yüklüyor. Bu sorumlulukların gereği olarak biz, bir taraftan halkın yanında halkla beraber yürürken diğer taraftan 23 Haziran sonrasının hazırlıkları içinde olacak, ufkunda eşitlik ve özgürlük olan gerçek ve kalıcı çözümler için de çaresiz olmadığımızı göstereceğiz.

istanbul
vuzzu.net

  • Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo
GAZETE YOLCULUK

Bu site Adali Labs tarafından geliştirilmiştir. Sitede yer alan tüm içeriklerin yayın hakları saklıdır.

No Result
View All Result
  • Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo

Bu site Adali Labs tarafından geliştirilmiştir. Sitede yer alan tüm içeriklerin yayın hakları saklıdır.