• Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo
Yolculuk Gazetesi
9 Ekim Cuma 2020
  • Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo
No Result
View All Result
  • Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo
No Result
View All Result
Yolculuk Gazetesi
No Result
View All Result

Sınıfsal Bakış | “Kötülüğün şeffaflığı” ve sınıfsal yüzleşme

14.04.2020 20:53
Katranlaşmış hevesler için… – Fehim Taştekin (*)

Marks kapitalizmin röntgenini çekti
Lenin kapitalizmin çürüdüğünü söyledi
Mao ve Castro bu işaret fişeklerini izledi
Mahir bu mirası güncelleyip yeniden üretti…

Manipülasyonlarla operasyonların, komplo teorileriyle felaket senaryolarının iç içe geçtiği, dünyanın tek gündeme odaklandığı bir süreçten geçiyoruz. Bu toz duman içinde, emperyalist kapitalizmin en görünür, en başat sınıfsal aktörü ABD, Venezuela’da darbe tezgahlamaktan, Irak’ta ortamı gerip daha güvenlikli üslere çekilmekten, İran’ın Koronavirüs karşısında bile eşitsiz koşullarının sürmesini sağlamaktan vazgeçmiş değil. Ve son olarak Trump DSÖ’yü Çin odaklı olmakla suçladı. Yani dünyada Koronavirüs dışındaki gündemler, çelişme, kutuplaşma ve gerilimler varlığını sürdürüyor. Örneğin ABD tatbikat için Avrupa’daki asker sayısını 7 binden 30 bine çıkarıyor. İsrail ve BAE ile planlanmış iki ayrı tatbikat salgından etkilenmiyor. Benzer şekilde bu toz duman içinde Türkiye’de iktidarın bağış toplaması “Tekalifi Milliye”, İdlib’teki ve Libya’daki askeri varlık ise “vatan savunması” olarak gösteriliyor.

Salgının önlenmesi için uygulanmayan sıkı tedbirler, halkın sesinin ve soluğunun kesilmesi için uygulanıyor. Belediyelerin bağış kampanyasının yasaklanması için İçişleri Bakanı’nın “işkillenmesi” yetiyor. Sosyal mesafe konusunda alın(a)mayan önlemler, sosyal medya vb. konularda alınıyor; rıza ve itaat dışındaki her türlü fikir/duruş güvenlik sorunu olarak görülüyor.

Bu koşullarda, zaten tekleştirilmiş olan gündemin komplo teorileri ile üzerinin örtülerek sınıfsal bakışın sakatlanmaması için pandeminin ekonomik, sosyal ve politik açıdan doğru şekilde analiz edilebilmesi büyük önem taşıyor.

Kötülük şeffaflaşıyor, hayat devrimcileri doğruluyor

Baudrillard’ın kitabından esinle söylersek, örgütlü kötülüğün şeffaflaştığı, çok daha görünür ve sistemi gösterir hale geldiği/geleceği, kaygıların ve arayışların büyüdüğü/büyüyeceği bu koşullarda, sorunlara soldan bakmanın önemini vurgulamak yerine kronikleşmiş alışkanlıkla sol gelenekleri taşlamak olsa olsa, kapitalizmin temsilcisi ve pandeminin müsebbibi kesimlere yarar sağlar. Bu nedenle, yenilenme, geçmişi aşma vb. adına yapılacak değerlendirmede kantarın topuzuna dikkat etmeli.

Pandemi öncesi gözlediğimiz krizli süreç, üzerine eklenen petrol fiyatları savaşının ve pandeminin derinleştirici etkisi altında varlığını sürdürüyor. İnsanların öncelikli olarak salgını konuşuyor olması diğer gündemlerin etkisini yok etmiş değil. Aksine adım adım boyut büyüten bir yüzleşme yaşanıyor. Yıllardır yaşama soldan bakanlar ve bu yolda bedel ödeyenler tarafından kapitalizme dair söylenenler, insanlık adına dikkat çekilen gerçekler, sistemin sahipleri ve onlarla aynı kulvarda yürüyüp düşünenler dışında hemen herkesin görüş ve algı mesafesine girmiş durumda. Bu yüzleşme daha hızlı ve giderek daha çok kesimi kapsayacak şekilde yaşanacak gibi görünüyor. Hayat, solu/devrimcileri doğruluyor; emeğin/emekçilerin haklılığını, sosyalizmin gerekliliğini ve hatta kaçınılmazlığını gösteriyor.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak (mı?)

Bu süreçte çok şey yazılıp söyleniyor, söylenmeli de. Bunun içinde, sürecin nereye doğru evrilebileceği ve ne yapılması gerektiği tartışmaları bir adım önde gidiyor. Çünkü insanlar geleceğini göremiyor, yarına dair kaygılı; belirsizlik bu kaygıyı artırıyor. Bu tartışmaların başat ibaresi de “bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı”dır. Birbirinden farklı hatta zıt noktalarda duranların da kullandığı bu ifade, içinin nasıl doldurulduğuna bağlı olarak işlevleniyor. Bu konuda isabet için yine sınıfsal bakışın yöntemsel diyalektiğine yani “neye göre, nasıl, kim için?” sorularına ihtiyaç var. AKP’nin kurulduğu süreçte de Erdoğan hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söyledi. Gerçekten ülkede 18 yılda çok şey değişti. Önemli olan bu değişimin hangi politikalar eşliğinde kimlere karşı, kimlerin çıkarına gerçekleştiğidir.

Sağlık Bakanı’nın Koronavirüs konusunda “Türkiye en baştan beri hiçbir kafa karışıklığı yaşamamıştır” biçimindeki sözleri de benzer şekilde değerlendirilebilir. Evet iktidarda, halk sağlığının değil sermayenin çıkarlarının ne pahasına olursa olsun gözetilmesi konusunda hiçbir tereddüdün ve kafa karışıklığının olmadığını söylemek mümkün. Bunu “Sürü bağışıklığı” tezinin çalışan emekçilere fiili olarak uygulanmasında görüyoruz. Gerçekte “emekçi bağışıklığı” olarak tanımlanabilecek bu tercih, Türkiye’de emek-sermaye ilişkisinin/çelişmesinin özetidir.

Emekçiler için de sermaye için de süreç çok şeyi değiştirebilir. Egemen sınıfların bu süreçlerde bir taraftan günün gereklerini yerine getirirken (salgınla mücadele etme, ilaç ve aşı patentine sahip olma yarışına girme) diğer taraftan bununla yetinmemeleri, pandeminin olağanüstülüğü koşullarında bir süredir yerinden oynamış düzen taşlarını yeniden sermayenin çıkarlarını azami boyutta gözetecek şekilde dizme hesapları içinde olmaları, sınıfsal kimliklerinin temel niteliklerindendir.

Sermaye sınıfı, emperyalist aktörler, ne kimliklerinden ne de planlamalarından vazgeçmiş değiller. Kriz dönemine uygun olarak azami kozlarını oynamakta, buna uygun kadrosal güncelleme ve yasal düzenleme yapmaktadırlar. Büyük resmi görmek için ABD’ye ve Trump’a onun izdüşümü küçük resmi görmek için Türkiye’ye ve pandemi koşullarında başkanlığın (tekleştirilmiş iradenin) nasıl rol aldığına bakmak gerekiyor. Ve yine Türkiye’ye bakmışken, görülmemiş bir alt üst oluşun, iflasların, işsizliğin ve mülkiyet değişiminin yaşanacağı, yüzleşmeye ve somut olarak yaşananlara bağlı olarak sınıf gerçekliğinin kimlik gerçekliğinin önüne geçeceği, insanların sonbaharda çok farklı sorunların konuşulduğu bir sosyal politik atmosfer içinde olacağı bilinmeli, görülmeli ve bunun örgütlü hazırlığı içinde olunmalıdır. İşte bir şeylerin eskisi gibi olup olmaması, bir yanıyla da bu bilme, görme ve yapma fiillerine/iradesine bağlıdır.

Sistemin en saldırgan, en sınıfsal yüzü Trump/ABD, Salgın Hastalıklarla Mücadele Merkezi’ni kapattı, DSÖ’ye verilen fonun kesileceğini söyledi. Önce pandemiyi “Çin virüsü”, “Wuhan virüsü” diyerek ciddiyetsizce karşıladı; sonra da başka ülkelerin maskelerini gasp etme yoluna gitti.

Bu toplam resim içinde, aynı gemide olunduğu, virüsün eşit davrandığı vb. safsatalar; bizzat yaşananlara, hastalık karşısında bedel ödeyenlerin sınıfsal niteliğine, ABD’de siyahiler dahil yoksulların, hiçbir sağlık güvencesi olmayanların bedel ödeyenler içindeki oranına çarparak geri geliyor ve teşhir oluyor. Eşitsizliğe dair daha somut, daha çarpıcı kareler arayanlar, morgda yer kalmadığı için ölenlerin cenazelerinin sokakta kaldığı Ekvador’a, oradan yansıyan çaresizliğe bakabilirler. Bu teşhirin, bu yüzleşmenin hızlanması ve giderek fiili itirazlara, hesap soran pratiklere dönüşmesi zayıf ve uzak bir olasılık değildir. Ama kapitalizm sürdürülebilirliğin sınırına gelmiş, kendi sonunu hazırlıyor da olsa, sistemde kendiliğinden bir çöküş, halklar lehine kendiliğinden bir sonuç/çözüm beklenmemelidir.

İktidarlarda/sermayede sınıfsal farkındalık ve mücadele

Bir süredir devam eden krizi, azami çıkarlarını gözetmek üzere Trump’la, Bolsonaro’yla (Brezilya), Boris Johnson’la (İngiltere), Macron’la (Fransa), Orban’la (Macaristan), Erdoğan’la karşılayan sermaye çevreleri, bugün de sürecin niteliğinin farkındadır. Bu nedenle, dikkatli bakılırsa görülecektir ki güvenlikçi politikalar sağlık kaygısının önüne geçmiş durumdadır. Türkiye’de ihalelere, kayyum atamalarına, başkanın yetkisinin artırılmasına, atılan her adımda sermaye çıkarlarının gözetilmesine ara verilmemiş olması bunun ifadesidir. Son infaz yasasındaki tercih, iktidarın sınıfsal duruşunun aynasıdır. Muhalif hiç kimsenin kapsama alınmaması, bundan sonra uygulanacak politikalara dair ipucudur; suçtan ve tehditten ne anlaşıldığına dair bir çeşit derstir.

Muhtemel yeni dünya düzenine dair tartışmalar komplo teorileri eşliğinde yapıladursun, Fidel Castro’nun o ünlü konuşmasında dikkat çektiği gibi bombalara, uçaklara yatırımla insana yatırım kapitalizm ve sosyalizm olarak karşı karşıya geliyor. Bu alanda da bir yüzleşme yaşanıyor. İnsanlığın yüz akı, Küba, ders vermeye devam ediyor. Trump ve yanındakiler, Vietnam’da halka uçaklardan zehirli battaniye atanların mirasçısıdır. Küba ise Castro’nun ve Che’nin önemli emeklerinin mirasçısıdır. O sınırlı imkanlarıyla dünyanın dört bir yanında pandemiye karşı halkların yanında olabilmesi, insan eksenli sınıfsal duruşunun sonucudur. Kapitalizmin tersine ekonominin toplum ve doğayı değil, doğa ve toplumun ekonomiyi belirlediği bir düzenin olduğunun göstergesidir.

Komplolar tartışılacak ise öncelikle kapitalizmin insanlığın başına ne büyük bir bela, bir komplo olduğundan başlanmalıdır. Eğer pandemiyle beraber yaşanacak değişim ve yaşam alışkanlıkları konuşulacaksa bunların biçimsel ayrıntıları değil, sınıf ilişki ve çelişmeleri yani üretim ilişkileri üzerindeki etkisi konuşulmalıdır. Eğer sömürü çarkı dönmeye devam edecekse hangi dişlilerle döndüğü, örneğin çalışmanın uzaktan, esnek çalışma biçiminde mi yoksa eskisi gibi mi olacağı birer ayrıntıdır. İşin özünü değiştirmemektedir. Bu nedenle içinde kimi doğrular taşısa da belli oranlarda magazine de varan zorlama tasarılarla vakit geçirmek, aklı-zihni bunlarla işgal etmek yerine sistemin temel eksenlerine, bu alandaki değişim veya ısrara bakmak çok daha yararlı, gerekli ve anlamlı olacaktır.

“Fransız Devrimi ve Ekim Devrimi’nden çok daha güçlü etkileri olacak bir döneme giriyoruz.” gibi değerlendirmeleri abartılı bulsak da İnsanlığın belki de uzun süredir görülmemiş boyutta bir itiraz ve hak arama mücadelesinin arifesinde olduğunu söyleyebiliriz. Bunu kavramak, buna hazırlıklı olmak, yenilik denilince buna uygun bir yenilenmeyi anlamak, muhalefetin kapsam ve niteliğinin de araç ve yöntemlerin de bu perspektifle yeniden tanımını yapmak, geleneksel olanı reddetmeden bu süreçte nicelik ve nitelik olarak büyüyecek olan muhalif kesimlerin çeşitliliğini kapsayacak araçlar geliştirmek, yaklaşımda/duruşta birleşikliğe açık olmak, sürecin bugün için öncelikli gerekleridir.

  • Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo
GAZETE YOLCULUK

Bu site Adali Labs tarafından geliştirilmiştir. Sitede yer alan tüm içeriklerin yayın hakları saklıdır.

No Result
View All Result
  • Aktüel
  • Politika
  • Emek
  • Üniversite
  • Dünya
  • Kadın
  • Kent
  • Kültür&Sanat
  • Bilim
  • Yolculuk Blog
  • Radyo

Bu site Adali Labs tarafından geliştirilmiştir. Sitede yer alan tüm içeriklerin yayın hakları saklıdır.