Adalet Bakanı Abdülhamit Gül Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’la birlikte “reform” turlarını sermayenin kapılarında atmaya devam ediyor. Ancak gerçeklik bambaşka.
Geçtiğimiz hafta “PKK terör örgütü değildir” dediği için öldürülen Eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin davasında ilk mahkeme görülürken, sanık sandalyesine oturtulan kişi ve usule uygun olmayan uygulamalar mahkemenin sonucunu bugünden gösteriyor.
Diğer taraftan Newroz kutlamalarına katıldığı sırada kameralar önünde polis kurşunuyla katledilen Kemal Kurkut davasında katile ceza bile verilmedi.
Bu iki olayın ardından ise güne 32 avukatın gözaltına alındığı haberiyle uyandık. Sebepsiz yere, basit bahanelerle reform söyleminin arkasından yapılanlara Nurcan Kaya Artıgerçekte’ki yazısıyla değiniyor. 32 avukatın gözaltına alınmasının gerekçesini ise şöyle açıklıyor Kaya:
“Meğer, Demokratik Toplum Kongresi’nde (DTK) yapılan bir aramada bulunan bir listede bu arkadaşlarımızın adı varmış. Seçimlerde görev almış ya da görevlendirme yapmış bu arkadaşlarımız. Yani seçimlerin adil, şeffaf ve demokratik bir şekilde gerçekleşmesi için yapmaları gerekeni yaptıkları için gözaltına alınmışlar. Arkadaşlarımızdan birisinin de meğer delege/isim kartı bulunmuş DTK ofisinde. Bugüne kadar DTK’nın hiçbir etkinliğine katılmamış olan arkadaşımız için belli ki bir etkinliğe davet varmış ve tüm davetliler gibi onun için de isim kartı hazırlanmış. Hepsi bu.”
Kürtler özelinde verilen bu mesajların, baskıların bir sonu var mı? Elbette ki yok. Ancak Nurcan Kaya bir şöyle soruyor: “Gözdağı vermeyi başarıyorlar mı? Bugüne kadar bunu başaramadıkları ortada. Değil mi?”

