Sendikal hareketin içinde bulunduğu durum içler açısı. Bu duruma kafa yoran, sorumlu davran konunun önemine ilişkin politika üreten merkezler de maalesef yok. Var olan ilerici konfederasyonlar emek hareketinin yeniden yapılanmasına ilişkin bir çalışmayı başlatmış değiller. Geleneksel sendikal yapılar söylem düzeyinde eleştirilse de, aktörleri cesaretli bir adım atmıyorlar. Bu nedenle de kendileri de emek hareketi içinde etkisiz durumdalar.
Milyonlarca işsizin, milyonlarca emeklinin, milyonlarca güvencesiz çalışanın, mevsimlik işçilerin, KHK nedeniyle işten atılanların mevcut olduğu bir ülkede bütünlüklü bir örgütlü faaliyetin olmaması sınıf mücadelesi açısından önemli bir zaaftır.
Emekten yana siyaset demokratik, sivil, sendikal örgütlenmeleri kendi dışında gelişmesi gereken yapılar olarak görmesi ve siyasetini sadece parti örgütleriyle sınırlandırması hem siyaseti hem de yatay örgütlenmeleri etkisizleştiriyor.
Bu alanda söz sahibi olan ilerici konfederasyonlar ise bulundukları örgüt kalıplarını aşan bir mücadele pratiği ortaya koyabilmiş değiller.
Sol siyasette, bitmeyen tükenmeyen siyaset ve sendikal-yatay örgütler ilişkisi tartışması şimdilerde yerini hiç tartışmamaya bırakmış durumdadır.
Siyasi örgüte, partiye bağlı, güdümlü örgütlenmeler nasıl ki miadını doldurmuş ise, kendisini siyaset dışı gören, siyaseti parti ve siyasi örgütlerin işi olarak gören örgütlenmelerde miadını doldurmuştur.
Sözün özü klasik siyasi örgüler ve partiler ile klasik sendikal, demokratik mücadele örgütleri siyasal mücadeleyi bildiklerimizin, deneyimlerimizin dışında yeniden masaya yatırmak zorundayız. Doğrudan demokrasi ve hiyerarşi oluşturmadan yeni belirlemeler her zamandan daha fazla ihtiyaç var. Bu hastalıklı durum eski reçetelerle tedavi olmayacağı kesinleşmiştir. Elimizde yeni bir reçetede yoktur, olmayacaktır da, Yeni olmayan bu tartışmanın pratik adımlar atılarak güçlendirilme ihtiyacı için harekete geçme zamanı çoktan gelmiştir.
Gezegenimizi bir bütün olarak mahveden egemen siyasetin neoliberal politikalarına karşı hep birlikte yeni mücadele alanları tanımlamak ve harekete geçmek, beklemekten iyidir.
Bu nedenle ilerici konfederasyonlara ya da sendikalara, alternatif bir örgütlenme yaratmak, onları zayıflatmak bölmek yerine onların kapsama alanı dışında kalan kesimleri örgütlemek emek mücadelesine önemli bir katkı sunacağı açıktır.
Güvencesizler, emekliler, mevsimlik işçiler, işsiz bırakılanlar, işten atılanlar, kent yoksulları, göçmen işçiler geleceğe güvenle bakamayan milyonların sesi ve vicdanı olan, örgüte dayanışmaya ihtiyaç vardır. Bu adımı atmak tartışmayı daha pratik bir yerden yapmak, için; Dayanışma örgütünün kurulumasın için girişimde bulunmak hayatın bize dayattığı bir gerçektir.
Örneğin sekiz milyon emeklinin olduğu bir ülkede mevcut emekli sendikalarının hiçbir toplumsal karşılığı yoktur. Bölünmüş yapılar olmalarında ayrı bir sorun. Bu konuda yeni bir girişime de ihtiyaç yoktur. Yapılması gereken enerjimizi doğru yerde tüketmektir.
Dayanışma sendikasının, yada konfederasyonunun, bileşenleri sistemin ürettiği mağdurlar olmalıdır.
Her yeni örgütlenen birimler dayanışma örgütünde doğrudan temsil edilmelidir. Bu ve benzer ayrıntı konular teknik olarak konuşulabilecek mevzulardır.
Bu tartışmayı belirleyeceğimiz tüm ilerici kesimlerle paylaşacak şekilde tüketirsek hep birlikte başarabiliriz. Önemli bir muhalefet örgütlenmesi yaratabiliriz. Siyasetin, muhaliflerin, mağdurların, yok sayılanların nefes alanı açılabilir.
Sami Evren kimdir?
Öğretmen ve sendikacı Sami Evren, ikinci ve dördüncü dönem Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) genel başkanlığı yaptı. 30 Kasım 2010’da KESK genel başkanlığından istifa etti. Eğitimciler Derneği (Eğit-Der) ve Eğitim Emekçileri Sendikası (EĞİT-SEN) kurucuları arasında yer alan Evren, sendikalaşma çalışmalarına Devrimci Öğretmen grubunun yürütmesinde yer alarak katıldı. Evren’in Eğitim Emekçileri Tarihi (Encümen-i Muallimin’den Eğitim-Sen’e) isimli kitabı 1995’te yayınlandı.

