Özellikle kemalistlerin hoşuna gitmeyeceğini bilerek Türkiye tarihindeki sürekliliği hep vurguluyoruz. TC’nin ilk dönemlerindeki “göreli bağımsızlık “dışında sürekli sömürgeleşme süreci yaşanmıştır. Tanzimat’la Batı’ya eklenme, Batı’yı taklit ve kapitalistleşme aşamasına girildi. Bu, önceden başlanan Islahat çalışmalarının resmi devlet politikası ve uygulaması haline gelmesidir. O zamandan beri, sonradan “muasır medeniyetler seviyesine ulaşma” ve hatta Müslüman-Türk alışkanlığına göre abartarak “hatta geçme” fantazileri yaşandı. Yine müslüman-Türk geleneği uyarınca fetih-talan üzerine kurulu devlet-topluma askeri, ordu alanından başlayarak “Islahat” uygulanmaya başlandı. Askeri eğitim alanından başlayarak tüm eğitim alanına sirayet eden bu uygulamaları bir önceki yazımızda “Kurbağa-Öküz Fabl”ına benzetmiştik.
İnsan olabilmenin emperyalizm kosullarında sosyalist olmakla mümkün olabileceğini de. Lenin Feurbach’tan aktarak şöyle diyor: “…Kim ki köleyi köleciliğe karşı başkaldırmaya teşvik edecek yerde teselli eder, kölecilere yardım etmekten başka bir şey yapmamış olur…” (Proletarya İhtilali ve Dönek Kautsky)
Emperyalizm işgal etmek, sömürmek istediği ülkelere “uygarlık götürme “yalanıyla nüfuz etti.Hiç bir zaman unutulmamalı ki emperyalizmin temeli “sermaye”dir.”…Sermaye ölü emektir ve ancak vampir gibi canlı emeği emmekle yaşayabilir…”(Marx, Kapital 1) Oysa ve yine bilinir ki “Batı’nın uygarlık götürdüğü yerler, hep petrolü kömürü, sair madenleri bol olan ülkelerdir…”(Bertrand Russel)Ve bu uygarlığı aynen bizde olduğu gibi “kutsal amaçlar”a büründürüp Allah-din adına yaymaya çalışmıştır. Bunların en tipik ve insanlık dışı deneyimlerini”uygarlik ve demokrasinin beşiği” Afrika vd sömürge ülkelerde insanlık gördü. Demek ki bizim özenmekten öteye resmi “devlet düsturu” haline getirip yıllardır ulaşmaya can attığımız “muasır milletler” uygarlık ve demokrasisi diğer insanların kan ve gözyaşları üzerine kurulmuştur.
Bu inşaanınenbaşta gelen araç ve yöntemi misyonerlik ve misyoner okullarıdır. Misyonerlik, emperyalizmin yeni yatırımlarınaalanlar açmak, emperyalizmin tam anlamıyla hayatın her alanına yerleşme işlevini yerine getirir. Bunun için de “misyonerlik okulları” öngörülmüştür. Misyonerlik Okulları’nın Osmanlı’da ve Afrika Latin Amerika ‘da hangi ülkelerce açıldığını yazdığımızda amaçları da peşinen belirlenmiş olacaktır: İngiltere, Fransa, Almanya, Amerika. Yani empenyalizmin en başta gelenleri. Amaçları da Afrika kabile reisinin herkesce bilinen sözlerinde nakledildiği gibi: “Misyonerler Afrika’ya geliğine bizim topraklarımız onların İncilleri vardı. Dua edelim dediler. Gözlerimizi kapattık. Açtığımıza, bizim incilimiz, onların topraklaı vardı” (Kenya’nın kurucu devlet başkanı Jomo Kenyatta)
“Kutsal din-Allah” mensupları yetiştirmek değil sömürgeleştirme elemanları, diğer değişle “sömürge aydını”yetiştirmektir. Bunlardan sonradan Osmanlı’da “komprador burjuvazi” olanları pek çoktur. İlgilenenler Osmanll’da nerede ne kadar”misyoner okulu” olduğunu ve mezun-mensuplarının hangi işlerle uğrastıklarını kaynaklardan hemen bulabilirler. Yazımızın hacim nedeniyle konusu bu değil. Sayılarının pıtrak gibi artmasına rağmen Kurtuluş Savaşı etkinlik ve çabalarına katılan misyoner okulu mensubu-mezununa rastlanmamıştır. Oysa M. Kemal ve ekibinin mecburiyetten “emperyalizme karşı” olmalarına ve ta baştan M. Kemal’ “Batılılaşmayı Batı’ya karşı bir sorun” olarak izah etmesine rağmen, kapitalistleşmeyi esasalması nedeniyle emperyalizme teşne olması kaçınılmazdı. Misyoner okulu mensup-mezunlarınca kurgulanan ülke tasavvuru “bağımsız kapitalizm” bile zinhar istenmiyor, ancak kendi emperyalist metropollerine bağımlı sömürgeliği şart görüyorlardı.
Kurtuluş Savaşı sonrasında yaşanan “göreli bağımsızlık” döneminde misyoner okullar tasfiye edildi. Şartlı, kısıtlamalı yabancı kolejler kaldı. Bunların “yabancı dil” öğretimiyle uğraşmaları sağlanmaya çalışıldı. Yabancı Kolejler ise “Yabancı Dilde Eğitim”den bir türlü vazgeçmiyorlardı. Bu okullarin eğitim programları ve uygulamalar Milli Eğitim Bakanlığı ile okul yönetimleri ve konsolosluklar arasında sorunlar oluşturdu. Anadolu atasözünde söylendiği gibi “kış kışlığını”, emperyalist emperyalistliğini yapardı…
1946’dan sonra yabancı okul/kolejlerde göze çarpar artış görülmüştür. Empeyalizmle ekonomik ve siyasi ilişkiler ilk eldeki Kore’nin “hudut boyu” olması (!) ve NATO’ya girişle sınırlı kalamazdı. Amerikanofil uzmanlar yetiştirme amacıyla ODTÜ ve bunu takiben Robert Koleji Boğaziçi Universitesi’ne dönüştürüldü.
Somut pratik üniversite öğrenci ve öğretmen kadrosunun yurtsever ve devrimci niteliklerininistenen hedefe ulaşmak bir yana, emperyalizm için çıban başı olduğunu gösterdi. Ancak emperyalist çabalar bununla kısıtlı kalmadı. ODTÜ ve “yabancı dilde eğitim” kurumlarına liselerden yoksul halk çocukları yerine baştan özel eğitilip yetiştirilmiş öğrencilerin gelmesini sağlamak için “yabancı dilde eğitim” yapan Anadolu Liseleri açıldı. Hemen dikkat çekelim, ülkenin emperyalizme bütünleşmesinin gelişmesiyle dinsel kurum, kuruluş ve okullarda Anadolu Liseleri’nin artması doğru orantılıdır. Oysa sosyal eşitlik ve bağımsızlık olsa bu orantı ters yönde gelişmeliydi.O kadar ki Anadolu Liseleri köy bakkaliyesi gibi her semtte yaygınlaştırıldı. Bunların eğitim kaliteleri ve bırakın“yabancı dilde egitim” yapabilmelerini nedenli yabancı dil eğitimi yapabildikleri, daha doğru deyişle binbir nedenle yapamadıkları ortadadır. Söylediğimiz gibi esasen amacın da “yabancı dil değitimi” değil emperyalizm ajanı/elemanı yetiştirmek olduğu gün gibi aşikar. Yanlış anlaşılmayı önlemek için belirtelimki, yabancı dil öğrenimine karşı değil, bilakis yanındayız. Ancak gerçek anlamıyla ve doğru yabancı dil öğreniminin…
Öte yandan İmam Hatip Okulları ve İmam Hatip Liseleri’nin de din adamı/elemanı değil, başka mesleklerde “dinci-şeriatçı”yetiştirmek hedefli olduğu yıllar önce “arka bahçe” benzetmesiyle Erbakan tarafından ihsas edilmişti. İlber Ortaylı’nın tarihe geçecek įfadesiyle “ülkede dinci çok da dini bilen yok”. Siz bu dinsel okullardan gerçek anlamıyla dinbilgini(teolog) yetiştiğini gördünüz mü?
Şimdiye dek anlatılanlar trajedi ya da komedi olarak algılanabilir. Şimdi “iki film birden tek bilet” sinema oyunu gibi trajikomik bir Türk harikasına gelelim: Anadolu İmam Hatip Liseleri. Anadolu Liseleri’nin yabancı dil bimez, İmam Hatip Liseleri’nindinbilir eleman yetiştiremediği somut gerçeklerle kanıtlanmıştı.
Salt adlandırma üzerinden akıl yürütülse bile Türkçe-Arapça bilmeyen, İngilizce Kuran okuyan(!) mezunlar çıkabilir. Durun daha bitmedi, müslümanlık’ta kadın din elemanı olamaz. Buna rağmen Kız İmam Hatip Liseleri ne amaçla açıldı ve faaliyet gösteriyor? Üstelik bu da yetmemiş olacak ki Anadolu Kız İmam Hatip Liseleri de açılıp “ilim tedris eyliyor” Hangi amaçla?.. Unutulmamalı ki”Din eleştirisinin tamamlanması, bütün eleştirilerin başlangıcıdır” (Marx) Elbette yabancı dil eğitimi de din eğitimi de serbest olmalı ancak laik ilkelerle yapılmalıdır. Laiklik demokrasi ve eşitliğin tamamı ve kendisi değil başlangıcıdır. Bu nedenle olması gereken laiklik ilkelerini “Haydi bir kere daha tekrar edelim:
- Bütün inanç gruplarına harcamaları kendilerince karşılanmak üzere inanç ve ibadet özgürlüğü tanınmalıdır.
-Bütin okullardan zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. –Diyanet İşleri Başkanlığı kapatimalı, para ve mal varlığı kamuya devredilmelidir.
-Din adamlarının devlet memurluğu sıfat ve yetkileri ve olanakları kaldırılmalıdır.
-Cami ve ibadethaneler geliri kamuya ait olmak üzere inanç gruplarına satılmalıdır,
-Dinsel ve din göndermeli, çağrışımlı vakıf, şirket ticari girişimler kapatılmalıdır,
-Kamu ve resmi kurumlardaki ibadet yerleri kapatılmalıdır.
-Cami ve ibadethanelerin personel (imam, müezzin, müstahdem, görevli), aydınlanma, ısınma, sulama, bakım giderleri inanç gruplarınca karşılanmalıdır.
-Her inanç grubu kendi din adamı-elemanı yetiştirme eğitim, kurum ve okullarını kendi kurmalıdır,
- İmam Hatip Liseleri kademeli olarak din adamı yetiştirmekle sınırlanmalıır.
-Her inanç grubu masrafları kendince karşılanarak her türlü kitap, dergi yayınını özgürce çıkarabilmelidir.
-Cenaze defin ve gerek ve işlemleri inanç gruplarınca yapılmalıdır.
Ülke bağımsızlaştırmalı, bütün ikili anlaşmalar iptal edilmeli, emperyalizmle bütün ilişkiler koparılmalı; üretenin yöneten olacağı düzenin kurulması için kitleler bir an önce ve en sağlıklı biçimde örgütlenmelidir.

